| |
Bu sayfada sizlerden gelen soruları ve cevaplarını bulabilirsiniz. |
| |
|
|
| |
| Soru: |
|
icralı malı satınalmak dinimizce uygunmu dur? |
|
|
| |
Cevap:
İcrada haczedilen malı satın almak caizdir. Bir mahzuru söz konusu olmaz. Mahzur, icra malı oluşunu fırsat bilip de değerinden çok aşağıya fiyat vermekte, fırsatçılık etmekte meydana gelir. Karşılıklı rızalaşmak doğru olandır. |
|
| |
| Soru: |
|
Evlenmeyi düşündügüm insanla telefonla görüşmem caizmi dir? |
|
|
| |
Cevap:
İslami ölçülere ve edebe uygun davranmak şartıyla, yanınızda bir başka mahrem birisinin bulunması şartıyla evleneceğiniz kişiyle telefonla veya yüzyüze görüşmeniz caizdir. |
|
| |
| Soru: |
|
Hacda dılek hamuru dıye bırsey varmıdır? |
|
|
| |
Cevap:
Ticaret kastı olmaksızın bir tane kopyalamak dinen haram değildir. Ancak kanunlarda yasaklanmışsa kanunlara uymak gerekir. Kişi hakkı ihlalidir. Bu sebepten haram olur tavsiye edilmez. |
|
| |
| Soru: |
|
yaklaşık bir yıldır dinle daha çok ilgilenmeye başladım.düşünüyorumda ALLAH bilir kaç kişinin canını yaktım.kaç kişinin kul hakkı üzerimde diyorum hepsini bilsem gider tek tek helalleşirim.ama mümkün değil geçmişimden kurtulup günahlarımızdan arınmanın bir yolu var mı?hayata yeniden başlamak istiyorum.birde internetten inen ögeler için helalleşmek mümkün değil onlardan nasıl kurtulabiliriz.birde bir insanın ağzından helal ettim demesi gerekir mi yoksa gönülden razı olması yeterli mi ve son olarak biz görevlerimim tam olarak yapmışsak karşı tarafın hakkımı helal etmiyorum demesi bağlayıcı mı ALLAH RAZI OLSUN KOLAY GELSİN |
|
|
| |
Cevap:
Rabbimiz tövbe kapısını daima açık bırakmıştır. Tövbe, kulun işlediği bir günahtan pişmanlık duyup, bir daha işlemeyeceğine dair Allah'a söz vermesi ve O'ndan af dilemesidir. Af dileme isteği, kulun hatalarından dolayı vicdanında duyduğu rahatsızlıktan ortaya çıkar. Günahlar, Allah'ın rızası ile kul arasında bir perdedir. Bu perdenin ortadan kalkması, kişinin yapacağı tövbeye bağlıdır. Sevgili peygamberimiz, kulların günah işleme ve tövbe etmeleriyle ilgili şöyle buyurmuştur. "Her insan günah işleyebilir. Günah işleyenlerin en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” Kul hakkı meselesine gelince; Allah katında affolunmayan günahlardan biri şirk, biri de kul hakkıdır. Cenabı Hak, kulunun dağlar kadar günahını bağışlarken, kul hakkını affının dışında tutmakta ve bu konudaki bağışlamayı ancak kulların birbirleriyle helalleşmeleri şartına bağlamaktadır. Eğer bu hak maddi konularda ise, bunları sahiplerine iade etmeli, manevi konularda ise, helallik dilemelisiniz. Yani kul hakkı ahirete bırakılmamalıdır.. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem, önüne borçlu, yani üzerinde kul hakkı bulunan bir cenaze getirildiğinde onun namazını kıldırmamış, ancak borcu ödendiği takdirde cenazesini kıldırmıştı. Yine bu konuyla alakalı olarak Resulullah Efendimiz şöyle buyurmaktadır. Helalleştiğiniz kişinin gönülden razı olduğunu bilmemiz için, diliyle ikrar etmeleri gerekir. Ulaşamayacağınız kişilerle ilgili borçluluk durumlarında onlar adına sadaka vermek suretiyle, varisleri varsa varisleriyle helalleşmek süretiyle helallik yollarını aramalısınız. |
|
| |
| Soru: |
|
BAKARA SURESİ 62.AYETn yorumunu rica edecektim.
Bildiginiz gibi peygamberimize rivayet edilen "La ilahe illallah diyen cennete girer" seklinde bir hadis de vardir. Bu hadis ve yukarida belirttigim ayet cercevesinde sorumu yanitlarsaniz cok sevinirim.
Kisinin-müslüman olmasa da-Allah'ın birligine(ve tekligine) ve ahiret gunune inanip dunyada Allah'in istedigi(hayirli,faydali) isler yapmasi-ozetle musluman olmasa bile Islam'in ozune uygun inanc ve davranis uzerinde olmasi-kisiyi cennete goturur mu? |
|
|
| |
Cevap:
“Şübhesiz, iman edenler; Yahudilerden, hristiyanlardan ve Sabiiler’den de Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır.” (Bakara Suresi Ayet-62)Tefsirlerde bu ayetin iniş sebebi olarak şu olay anlatılmaktadır: Sahabeden Selman-ı Farisi daha önce Hıristiyan olmuş ve bir süre Hıristiyanlarla birlikte yaşamıştı. Hz. Peygamber’in hicretini takiben o da Medine’ye gelip İslam dinine girmiş ve arkadaşlık etmiş olduğu Hıristiyanları ve onların amellerinden gördüklerini Hz. Peygamber’e anlatmış, Hz. Peygamber’de “Onlar İslam dini üzere ölmediler” buyurmuşlardır. Selman diyor ki:(Hz. Peygamber böyle buyurunca) dünyam karardı. Sonra Selman Hıristiyanların (dini hayatlarındaki) gayretlerini de anlatmış, bunun üzerine Bakara Suresi 62. ayet nazil olmuştur. Ardından Hz. Peygamber Selman’ı çağırıp şöyle buyurdu: “Bu ayet senin arkadaşların hakkında indi. Kim benim Peygamber olarak geldiğimi işitmeden önce İsa’nın dini ve İslam üzere ölürse o hayırdadır. Ama bugün kim beni işitirde bana iman etmezse o da helak olmuştur.”(bk.Taberi,1,253-257) Klasik tefsirlere göre bu ayette zikredilen, İslamiyet dışındaki dinlerin mensupları Hz. Muhammed’e ve Kuran’a inanıp İslam milletine girmedikçe iman etmiş sayılmayacaklar, bu sebeple de ayette ifade buyurulan ahiret ecrine ve güvenliğine nail olamayacaklar, yani; ebedi olarak cehennemde kalacaklardır.(mesela bk.Zemahşeri,1,73;Şevkani,1,102) Bu ayetin farklı yorumları için (bk. Reşit Rıza,1,334-336;Ateş,1,174-175; İslami Araştırmalar,111/ı.s.7-24)Uhrevi kurtuluş konusunda Kur’an’ı Kerim’in ısrarla üzerinde durup vazgeçilmez gördüğü şartlar, Allah’ın varlık ve birliği ile ahirete inanmak Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve öğretisini tanımak, Allah’ın razı olduğu güzel işler yapmaktır.(özellikle bk. Bakara 2/136-137;Nisa 4/47,116,136,150-152,171-173).Geçmişteki peygamberlerin tebliğ ettiği bütün ilahi dinler gibi İslamiyet’in özü de budur.(KUR’AN YOLU TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR D.İ.B ) |
|
| |
| Soru: |
|
korsan cd kullanmak internetten resim oyun vs seyler indirmek dinimizce günahmıdır |
|
|
| |
Cevap:
Ticaret kastı olmaksızın bir tane kopyalamak dinen haram değildir. Ancak kanunlarda yasaklanmışsa kanunlara uymak gerekir. Kişi hakkı ihlalidir. Bu sebepten haram olur tavsiye edilmez. |
|
| |
| Soru: |
|
çocuğumun ismini berat koymak istiyorum kuranda ismi geçiyormu bilgilerdirirseniz sevinirim |
|
|
| |
Cevap:
"Berat, "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir. Çocuğunuza isim olarak koymanızda bir mahsur yoktur.. |
|
| |
| Soru: |
|
safa merve arasında say yaparken abdest kırılırsa yenilendikten sonra aynı noktadanmı devam edilir
|
|
|
| |
Cevap:
Safa Merve arasında sa’y yaparken şavtları abdestli olarak ve ardı ardına yapmak sünnettir. Abdestiniz bozulduktan sonra, kaldığınız yerden say’a devam ederseniz sayınız geçerli olur fakat sünneti terk etmiş olursunuz.Faziletli olan abdesti tazeleyerek şavtları baştan yapmaktır. |
|
| |
| Soru: |
|
Ben şehir dışında öğrenciyim okuduğum yerde 15 günden az kalacağım zaman seferi olurmuyum |
|
|
| |
Cevap:
15 günden az kalacağınız için seferî sayılırsınız. |
|
| |
| Soru: |
|
Benim dilim r-ş harfine dönmüyor.namaz kılarken herhangi bir sakıncası var mıdır? |
|
|
| |
Cevap:
R ve Ş harflerini söyleyememek sizin elinizde olan bir durum değildir. Bu yüzden namazınıza engel değildir |
|
| |
| Soru: |
|
Hanefi usullerinin çoğunda vesvese yapıp sıkıntı çekiyordum maliki mezhebine niyetle geçtim doğrumu dur? |
|
|
| |
Cevap:
Bir mezhepten diğer mezhebe geçilebilir. Geçmek için her hangi bir şart yoktur. Bundan sonra Hanefi mezhebine veya Şafii mezhebine göre ibadetlerimi yapacağım diye niyet etmesi yeterlidir. Bir mezhepten diğerine tamamen geçmek mümkün olduğu gibi, kendi mezhebinde çıkış yolu bulamayan bir kimse o mevzuda diğer mezhebin içtihadına, görüşüne göre amel edebilir. Bu caizdir. Fakat bu taklit keyfi ve nefisten gelen bir arzu ile olmamalıdır. Bir zaruret ve maslahata göre yapılmalıdır. Bir meselede kendi mezhebinden başka bir mezhebi taklit eden kimse şu hususlara dikkat etmelidir. Bir mezhepten diğer mezhebe geçen kimsenin, ibadet ve muamelelerinin kâmil mânâda olabilmesi için girdiği mezhebin meselelerini bilmesi gerekir. Meselâ bir Şâfiî, Hanefi mezhebine geçiyorsa, en azından o mezhebe göre abdestin farzlarını, abdesti bozan halleri, namazın rükünlerini ve vaciplerini bilmesi gerekir. Bunları bilmeden geçecek olursa, farkına varmadan ibadetini eksik yapıp hataya düşebilir.
|
|
| |
| Soru: |
|
maliki mezhebinde kan cerahat abdest bozar mı ve necismi, imama uyunca içinden fatiha okurmu |
|
|
| |
Cevap:
Mâlikî mezhebinde, makattan ve bedenden, cerâhat, sarı su, kan çıkınca abdest bozulmaz. Cemâ'at imâm arkasında gizli okunan namazlarda fatihayı okurken aşikare okunan namazlarda Fâtiha okumaz. |
|
| |
| Soru: |
|
Cünüp gezmek günah mıdır ? |
|
|
| |
Cevap:
Bir vakit namazı geçirecek kadar cünüb durmak namazın aksamasına neden olacağı için caiz değildir. Bu sebepten dolayı olabildiğince çabuk gusül almak gerekir. Guslü geciktirmekten dolayı namaz kazaya kalmışsa hem kaza edilmeli hem de tevbe istiğfar yapılmalıdır: Bir insanın cünüp gezmesi günah değildir. |
|
| |
| Soru: |
|
antihistaminik şrup parkten de içindekiler de alkol yazıyo ne bu ilacı kullanmam haram mı ? |
|
|
| |
Cevap:
Eğer emsal ve eşdeğer alkolsüz ilaç varsa, o tercih edilmelidir. Yoksa zaruretten kullanılmasında bir sakınca yoktur. |
|
| |
| Soru: |
|
Günümüzde sigara içmek günahmı dır? |
|
|
| |
Cevap:
Bağımlılıkların en yaygını ve belki de üzerinde en çok konuşulanı sigara bağımlılığıdır. Sigara hakkında muhtemel fıkhî hükmü, belli açılardan ele alıp değerlendirmeye gitmek gerekmektedir. Bilim adamları sigaranın ihtiva ettiği nikotinin ve sigara dumanının bünyede kanserden, sinir sistemlerinde bozukluğa kadar bir dizi zarar ve hastalığa yol açtığından söz etmektedir. Kur'an'da, "Kendinizi elinizle tehlikeye atmayın..." (el-Bakara 2/195) buyurulmuş, Hz. Peygamber de, "Ne doğrudan zarar verme ne de zarara zararla karşılık verme vardır" (İbn Mâce, "Ahkâm", 17; el-Muvatta', "Akzıye", 31) diyerek bir kimsenin kendine ve başkalarına zarar vermemesinin temel bir dinî ilke olduğunu vurgulamıştır. Sigaranın hem içene hem de çevresinde bulunan kimselere zarar verdiği göz önüne alınınca hem Allah hakkının hem de kul hakkının birlikte ihlâl edildiği söylenebilir. Kur'an'da, "Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz" (el-A`râf 7/31) buyurulmuş, Resûl-i Ekrem de daima mutedil, ölçülü davranmayı emretmiş, malın boşa harcanmasını yasaklamıştır. Aile reisi erkekler eşinin, çocuklarının ve aile fertlerinin, muhtaç yakınlarına bakan erkekler de onların nafakalarını karşılamakla yükümlüdür. Böyle bir malî yükümlülük altında bulunan kimselerin nafaka yükümlülüğünü aksatacak şekilde sigaraya para vermesi de dinî olduğu kadar insanî ve ahlâkî açıdan da kabul edilemez bir durumdur. Sigara içmenin fıkhî hükmü başta zarar, israf ve nafaka yükümlülüğü olmak üzere çeşitli açılardan ele alınabilir. Böyle olunca sigara içmenin hükmü hakkında kesin ve genel bir hüküm vererek "haram" demek yerine, bu konuda bu açılardan bazı ayırımlar yaparak farklı durumlarda farklı hükümler vermek, her bir durumu kendi şartları içerisinde değerlendirmek daha doğru görünmektedir. Hem içene hem de o ortamda bulunan şahıslara ve çevreye verdiği zararlar, israf ve hakların ihlâline yol açabileceğinin kuvvetle muhtemel olması dikkate alınarak, sigara içmenin kural olarak dinen "harama yakın mekruh" sayılması gerekir. Ancak bedene verdiği zarar ilmen ve tıbben açıklık ve kesinlik kazanmışsa, açık bir israfa ve kişinin nafaka yükümlülüğünü etkileyip aile fertlerinin ve bakmakla yükümlü bulunduğu kimselerin nafakasını kısmasına yol açıyorsa, zorunlu harcamalardan ve aslî ihtiyaçlarından bile fedakârlık yapmaya zorluyorsa, o takdirde sigara içmenin dinen de "haram" olduğu söylenebilir |
|
| |
| Soru: |
|
Bir kızım var,altına kaçırıyor bazen,onun çişinin değdiği yerler namaz ve abdesti bozarmı?
|
|
|
| |
Cevap:
Necâsetten tahâret, namazın farzlarındandır. Vücut, elbise ve namaz kılınacak yerin, -insan kanı ve idrarı, at, koyun gibi hayvanların idrar ve dışkıları gibi- dinen pis sayılan şeylerden temizlenmesi gerekir. Miktar olarak katı ise yaklaşık 3,5 gramı, sıvı ise el ayasını (avuç içi) kapsayacak kadar necasetin bulunması namazın sıhhatine engeldir. Bu sebepten kızınızın idrarı ve dışkısının elbisenize, bedeninize veya namaz kılacağınız yere yukarıda belirtilen miktarlarda bulaşmış olması namazınızın kabulüne engel olur.Abdestinize engel olmaz. |
|
| |
| Soru: |
|
Bu aralar sürekli aklımı meşgule eden bir şeyler var. Hani vardır ya hayata 0-1 geriden başlarsın. Elini neye atsan kurur, istemeden her şeyin mahvolur. Kime gitsen çare bulamazsın ve üstelik zarar görürsün. Etrafımda namaz kılan çok insan var ancak gerçekten dindar insan göremiyorum. Her şey menfaatler üzerine kurulu. Ve insanlar hep görünüşleriyle ve bulundukları yer ile karşılanıyor. Her ne kadar iyi olsanda insanlar sana çok iyi desede bir enayisindir aslında. İşte tam bu zamanlarda özellkle aklımı meşgule eden şeyler var. Neden biz yoktan var olduk ? Ve herkesin şartları farklıyken nasıl kıyaslanabilcez ? Mesela güzel bir insanın özgüveni yüksektir ve daha sağlam basar ayakları yere ve kaderi iyi yönde olması daha büyük olasılıklıdır. Ya da bir insanın kötü huyu vardır ama ne yapsa vazgeçemez ama sürekli günah işler bu huyu yüzünden. Ben kendimi bildim bileli bunları düşünüyorum. Belkide dinden çoktan çıktım, bilemiyorum. Napacağımı şaşırdım. Allah beni sevmiyor, görmüyor gibi kaygılarım var. Tamamen saçmalık akılla ulaşılcak şeyler değil sorduklarım belki biliyorum.
Ama kimileri çok çok iyi bir ailede doğuyor ve özellikleri görünüşe yani her bişiyiyle gayet iyi durumda oluyor. Bu kişinin günah işlemesi zor. Ama bunun aksi durumda adeta yaşam ya haram ya da günahlar peşisıra geliyor. Belki bu kişi iyi şartlara sahip olsa bunu yapmayacak. Ya da bebekken ölse günahsız olacak. Hem bebekler yaşasa ileriki hayatlarında günah işlemez miydi?
Çok saçmaladığımı biliyorum. Sizden yardımınızı bekliyorum.
Teşekkürler, iyi günler... |
|
|
| |
Cevap:
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler. İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.” (Bakara 155-157) En temelde bu soru(n) insanın nereden gelip nereye gittiği, etrafta olan biteni anlamaya çalışan bir insanın/müslümanın düşündüğü temel konulardandır. Allah (cc) insanı yaratmış ve yaratılan tüm diğer varlıkları insanın istifadesine vermiştir. Bu anlamda Allah’ın insanı sevmemesi düşünülemez. Yaratılışın sebebi, Allah’ın insana duyduğu sonsuz merhamettir. İnsanın sevilmediğini yahut unutulduğunu hissetmesi, insanın rabbini unutması nedeniyledir. Rabbini unutmayan insan için her sabah doğan güneş, her bahar açan çiçekler, her mevsim sunulan binbir çeşit ikram, bir annenin evladına duyduğu merhamet, Allah’ın insana duyduğu sevginin ifade biçimleridir. Allah’ı unutmayan insan için tüm anlar ve tüm yaşananlar bir sevgi gösterisidir. İnsanı bu kadar seven Allah insanın da hür iradesiyle kendisini sevmesini istemiştir. Hür iradesiyle Allah’ı bulmasını O’na sevgi duymasını ve zaten insan için hazırladığı ebedî mutluluğu (cennet) hür iradesiyle seçmesini istemiştir. Hür irade, yapmama, sevmeme, itaat etmeme serbestisine rağmen insanın sevmeyi, itaat etmeyi seçmesidir. Allah katında önemli olan da işte budur. Sadece itaatle emrolunmuş (programlanmış) melekler ile insan arasındaki temel fark, insanı meleklerden üstün bir seviyeye çıkaran da yine budur. İnsan yeryüzünde yalnız değildir. Yüce Allah yapıp-etmelerimizden, tepkilermizden her an haberdardır. An be an Mevlamız bizleri gözetler. Yaşadığımız hiçbir duygu, hiçbir olay, hiçbir olumlu veya olumsuz olay Allah’ın bilgisi dışında değildir. Tüm yaşananlar da birer imtihandır. İnsanın ebedî mutluluğa hazır olup olmadığının, ne kadar hazır olduğunun sınanmasıdır. Bu mutluluk ancak buna hazır olanlara sunulacaktır. (Mesela mümin kardeşini aldatan insan cennete girmeye hazır değildir, öncelikle bundan vazgeçip cennete hazır hale gelmelidir.) Kur’an birçok ayetinde bu hususa değinir ve insana alması gereken tavrı defalarca hatırlatır. Yaşanan olaylara Kur’an’ın Peygamberimiz (sav) vasıtasıyla öğrettiği şekilde tepki verebilenler hem bu dünyada hem ahirette ebedî mutluluğu elde edecektir. Bu nedenle Kur’an’ın ne dediğine kulak verip, onu Rasulullah Efendimiz’in nasıl yaşadığına yani Kur’an’ın yaşama dökülmüş hali olan sünnete bakmak gerekir. İnsan Allah’ın kendisine verdiği-vermediği şeylere karşı sorumludur. Zengin bir insanın fakirlere karşı sorumluluğu fakir bir insanın fakirliğine sabrından daha az değildir. Hasta bir insanın hastalığına sabrı, sağlıklı bir insanın şükür sorumluluğundan farklı değildir. Müminin durumu Rasulullah Efendimizin (sav) ifadesiyle gıbta edilecek bir durumdur. Hasta olduğunda sabrettiğinde sabır, sağlığına şükrettiğinde şükür sevabı alır. Sorumluluk açısından zengin ile fakir, hasta ile sağlıklı, güzel ile çirkin arasında fark yoktur. Her insan ayrı ayrı sahip olduğu huy, para, imkan ve ömürle ilgili hesap verecektir. Kazancı birbirinden farklı olan insanlara fakiri ne kadar düşündüğüyle ilgili sorulacak soru da yine birbirinden farklı olacaktır. Zengin olmak belki bir imkandır ancak hesabı zor bir vebaldir. Halim selim olan bir kimsenin davranışları ayrı, nisbeten daha öfkeli birinin tepkileri ayrı değerlendirilecektir. Cimri birinin verdiğinde aldığı sevapla zaten cömert birinin verdiğindeki sevabı aynı olmayacaktır. Her ikisinin yolu farklıdır ancak cimri için de, cömert için de hedef, Rasulullah’ın bize gösterdiği olgun insan olabilmektir. Allah’ın kullarına verdiği nimetlerin ne büyük imtihan olduğuna Kur’an’da defalarca değinilir. Hz. Yusuf örneği fiziksel güzelliğin ne büyük bir imtihan olduğuna ve Hz. Yusuf gibi her zaman dosdoğru davrananların dünya ve ahiret mülküyle nasıl mükafatlandırılacağına dair ne güzel bir örnektir. Yine, Hz. Süleyman, Hz. Davud zenginlik, güç ve otoriteye sahip olup dünya ve ahirette kazananları temsil ederken Karun örneği zenginliğin her zaman güzel netice vermediğine; Firavun örneği, güç ve otoritenin belki dünya ve ahiret için bir ceza olabileceğine dair örneklerdir. Mesele, güzellik, güç ve otoriteye sahip olmak değil, bunun nasıl kullanıldığıdır. Bize düşen elimizdekine razı olup bununla nasıl daha iyi insan, daha iyi kul olacağını hesaplamaktır. Mal, mevki, itibar gibi tüm durumlar da Allah’ın yarattığı araçlar, kullarını denediği imtihanlardır. Allah tüm bunları dilediği kimseye dilediği kadar verir ve ardından gözetler. O’nun verdiği nimet de, mihnet de birer sorumluluktur. Verilen şeyin ödül veya ceza olması, iyi ya da kötü nitelendirilmesi insanın bunlara nasıl baktığıyla ilgilidir. Evladını kaybeden kişi ilk bakışta kayıpta gibidir ancak zaten birgün bitecek olan bu birlikteliğin dünyada son bulmasına Allah hatrı için tahahmmül edenlere cennette ebedi bir birliktelik vaadedilir. Mesele kulun Allah için ne kadar fedakar olduğunu onu ne kadar sevdiğini yine Allah’a ıspat etmesidir. Bu tür durumlara tahammül etmek belki şuan zor görünür/zor gösterilir ancak ebedî bir hayat, ebedî mutluluk ve ebedî birliktelik için hiç de büyük bir bedel değildir. Yaşadığımız dünya geçmişte/tarihte olduğu gibi bugün de geçici birlikteliklerin, zenginliklerin yahut güzelliklerin biricik ve mutlak olduğunu insanoğluna fısıldadı ve fısıldayacaktır. Fakat mümin zaman ve mekan içinde olup zaman ve mekan üstü düşünen, hesabını buna göre yapan, geçici mutlulukları değil daimî mutluluğu hedefleyen gözünü sonsuz saadete diken kimsedir. |
|
| |
| Soru: |
|
Ayakta çorap,başta eşarp varken onların üzerinden mesh ile abdest kabul olurmu? |
|
|
| |
Cevap:
Üzerine deri kaplanmış veya altlarına pençe vurulmuş çorap üzerine mesh edilebilir. Hanefî fakihlerinden Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed, altına pençe vurulmuş olması şartını aramaksızın kalın ve içini göstermeyen dayanıklı keçe ve yün çoraplar üzerine, bir grup fakih ise bu şartları da aramayarak çorap üzerine mesh edilebileceği görüşündedir. İbadetlerin ve onlara hazırlık mahiyetindeki vecibelerin yerine getirilmesinde bazı ölçüler belirlemeyi ve imkân dâhilinde kolaylık sağlamayı hedefleyen fakihler arasındaki bu tür görüş farklılıkları mükellefe bu görüşlerden istediği tarzda bir kompozisyon oluşturma hakkını vermekten ziyade ihtiyaç halinde kullanılabilecek ruhsatları göstermesi yönüyle önem taşır. (D.İ.B. İLMİHALİ) Başkalarının kadının saçını görme durumu gibi, bir zaruret varsa, kadının da başörtüsü altına rahat su geçirecek derecede ince ise başörtüsü üzerine mesh etmek caiz olur, fakat başörtüsü suyu geçirmiyorsa mesh geçerli olmaz.
|
|
| |
| Soru: |
|
Nişanlımı düşünürken benden mezi geliyor bu gusül abdestini gerektirir mi ? |
|
|
| |
Cevap:
Mezi den dolayı gusül gerekmez. |
|
| |
| Soru: |
|
Kulaklarımdan dolayı kendımı cok rahatsız hıssedıyorum dıslanmıs gıbı amelıyat olmam gunah mı? |
|
|
| |
Cevap:
Güzel görünmek amacıyla yapılan estetik ameliyatlar dinimizce yasaklanmıştır. Bir kimsenin kendini toplum içerisinde aşağılık kompleksine iten, mânen eziyet görmesine ve aşağılanmasına yol açan anormallikleri normale çevirmesi, fazlalıkların ve şekil bozukluklarının, yanıkların, şaşılığın vb.nin giderilmesi ise tedavi mahiyetinde kabul edilir ve caizdir. |
|
| |
| Soru: |
|
Bedenimi tıp fakültesine kadavra olarak
bagışlamak haram mı?
|
|
|
| |
Cevap:
Kadavra üzerinde çalışmak ve araştırma hastanelerine kadavra bağışı yapmak zaruret miktarınca dinen caizdir. |
|
| |
| Soru: |
|
Babam hacı oldugu halde küfürlü ve ailemize yakışmayacak şiddet uyguluyor ne yapılmalı? |
|
|
| |
Cevap:
Değerli Kardeşimiz; İslam dini her türlü kötülük ve incitmeye karşıdır. Küfür ve sövme dediğimiz insanları rencide ve rahatsız eden her türlü fiil günahtır. Hangi durumda olursa olsun, sövmek ve çirkin harekette bulunmak bir mü’mine yakışmaz. Babanız sinirli bir yapıda ise ve kendine hakim olamıyorsa, onu bir psikoloğa götürmeniz onunda sizinde rahatlamanız açısından faydalı olacaktır. |
|
| |
| Soru: |
|
Eşim benden evlenmeden önce hastalığını gizledi evlendikten sonra öğrendim bunun vebali varmıdır |
|
|
| |
Cevap:
İnsanın geçmişte yaşadığı sıkıntı ve rahatsızlıkları evleneceği kişiye anlatmak zorunda değildir. Ancak bu hastalık hayatın tümünü etkileyecek, evliliğin gidişatını değiştirecek, eşlerden birinin mağduriyetine sebep olacaksa söylemek dürüstlüğün gereğidir |
|
| |
| Soru: |
|
hatmi tehlil (kelimeyi tevhidi 70.000 okumak)i para karşılığında kendim okutmam caiz midir?. |
|
|
| |
Cevap:
Bir ibadetten sevap bekleyebilmek için, o ibadetin Allah rızası için ve ihlâsla yapılması gerekir. Ölen kimsenin ruhu için okunan kelime-i tevhit para karşılığında okunduğunda ondan bir sevap beklenemez. Çünkü okuma karşılığında para söz konusu olmasaydı, o kişi 1 defa bile kelime-i tevhid okumayacaktı. |
|
| |
| Soru: |
|
Namaz kılarken türkçe bir yazı okumak namazı bozar mı? |
|
|
| |
Cevap:
Evet bozar. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde "Namazda insanların kelâmından hiçbir şey uygun olmaz. Çünkü namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur'an okumadan ibarettir" (Müsned, V, 447-448; Nesaî, "Sehv", 20; bk. Müslim, "Mesâcid", 35; Ebû Dâvûd, "Salât", 174).Buyurmuştur. Hadistende anlaşılacağı gibi namaz tesbih, tekbir ve Kur'an okumadan ibarettir, bunların dışında bir şeyle meşgul olmak namazı bozar. |
|
| |
| Soru: |
|
insan vucudunun üzerine manevi bişeyin olmasıyla ermişlik mi olur? |
|
|
| |
Cevap:
Evliya, Allah Tealanın rızasına, sevgisine ermiş kişidir. Allah dostu olabilmek için, O’nun emirlerine uyup, yasakladıklarından kaçınmak ve kamil insan olabilme yolunda gayret sarfetmek gerekir. Velilerin en önemli vasıfları, muttaki olmalarıdır. Muttakiler ise şu özelliklere sahiptirler:-İmanları kemale ermiş, namazlarını kılan, zekatını veren, infakını hem bollukta hem de darlıkta yapanlar. - Veli kişi öfkesini yenen, insanları bağışlayan, tövbe istiğfara devam eden, hatasında ısrar etmeyen kişidir.-Veli, ihsan sahibi ve adaletli olan kişidir. Bir kimsenin ermiş olup olmaması kendinde gördüğü bazı harikulade hallerle anlaşılamaz. Allah’ın emirlerine uygun yaşaması ve onun rızasına ulaşmaya çalışmasıyla belli olur. |
|
| |
| Soru: |
|
Bir insan içki yada sigara yüzünden eceli gelmeden kanser olup ölürse bu intiharmı sayılır? |
|
|
| |
Cevap:
Vücudumuz ve sağlığımız bize Allah’ın emanetidir. Emanete sahip çıkma açısından içki ve sigarayla sağlığımıza zarar vermemiz doğru değildir. İçki ve sigara sonucunda hastalanarak ölürse bu intihardır diyemeyiz. Ecel vakti belirlenmiş olup, Allah’ın kaza ve kaderiyledir. İnsanları dirilten, rızıklandıran ve öldüren Allah olduğundan, eceli belirleyen de odur. “Aranızda ölümü takdir eden biziz….”(el- Vakıa 56/60) ayeti bu hususu ortaya koymaktadır. Kur’an ayetlerinden anlaşıldığına göre, ecel ne vaktinden önce gelir, ne de geciktirilebilir. “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar, nede bir an ileri gidebilirler.” (el- Araf 7/34;Yunus 10/499). |
|
| |
| Soru: |
|
internetten eş bulmanın dinimizce hükmü nedir? |
|
|
| |
Cevap:
Evlilik gibi ciddi bir kuruma adım atarken, dikkatli olmamız ve bundan sonra hayatımızı paylaşacağımız kişiyi iyi tanımamız gerekir. İnternet ortamında edinilen arkadaşlıklarda, tarafların birbirlerinden bazı şeyleri saklamaları mümkündür. Bu yüzden, daha sonraları hayal kırıklıkları ve hüsranlar yaşanabilmektedir. Sanal ortamda tanışılan kişiyle evlenmek caizdir. Fakat bu evliliğin sağlam temellere dayandırılması için, ailelerinde haberdar edilmesi ve onlarında görüşlerinin alınması uygun olur. |
|
| |
| Soru: |
|
namazları eşimle beraber cemaat yaparak kılsak camide kılmış gibi sevap kazanabilirmiyiz? |
|
|
| |
Cevap:
Cemaatin önemini gösteren çok sayıda hadis bulunmaktadır. Bunlardan birinde Hz. Peygamber "Üç kişi bir köyde veya sahrada bulunur ve cemaatle namaz kılınmazsa, şeytan onlara hâkim olur. Öyleyse cemaatten ayrılma. Çünkü kurt ancak sürüden ayrılan koyunu yer" buyurmaktadır (Ebû Dâvûd, "Salât", 47). Bir diğer hadiste ise "Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ateş yakılması için odun toplanmasını emretmeyi, sonra da namaz için ezan okunmasını, daha sonra da bir kimseye emredip imam olmasını, sonra da cemaatle namaza gelmeyenlere gidip evlerini yakmayı düşündüm" (Buhârî, "Ezân", 29, 34; Müslim, "Mesâcid", 251-254) diyerek cemaatin topluca terkedilmesinin en ağır müeyyide uygulanmasını gerektiren yanlış bir davranış olduğunu ifade etmektedir.
Cemaat fazileti her ne kadar bir kişiyle de olabilir ve hâne halkıyla dahi cemaatle namaz kılınabilirse de bu, camiye çıkmanın ve daha kalabalık bir cemaatte bulunmanın sevabına denk olmaz. Farz namazların cami ve mescitlerde cemaatle kılınışı İslâm dininin bir sembolü ve şiarı olduğu için bunun terk ve tatil edilmesi asla câiz görülemez.
|
|
| |
| Soru: |
|
Namaz kılarken onunde uyuyan bir erkek olsa namaz bozulurmu daha dogrusu namaz kılınırmı ? |
|
|
| |
Cevap:
Namaz kılanın önünde uyuyan kişinin yüzü namaz kılana dönük ise mekruhtur, sırtı dönük ise sakıncası yoktur. |
|
|