| |
|
|
 |
| |
Bu sayfada sizlerden gelen soruları ve cevaplarını bulabilirsiniz. |
| |
|
|
| |
| Soru: |
|
krediyle ev almak harammıdır? |
|
|
| |
Cevap:
İslam evi, Müslüman’ın asli ihtiyaçlarından biri saymış, zekât matrahına da dâhil etmemiştir. Buna rağmen içine faiz karışan para ile ev alımı caiz görmemiştir. Bu durumdaki kişi eğer malı var ise onu satar ve onunla ev satın alabilir. Malı yok ise bir başkasından ödünç para bulabiliyorsa bu şekilde satın alabilir. Şayet bu imkânı da yok ise kirada oturmaya devam eder. Fakat bu durum da onun için zor görünüyor ise o takdirde zaruret dâhilinde kredi çekerek ev alabilir. Şurası unutulmamalı ki ev almak için zaruret bulunmadığı takdirde krediye başvurulmamalıdır. |
|
| |
| Soru: |
|
her taraf açık saçık ben 22 yaşındayım evlenecek dururumum yok benim genel eve gitmem günahmı |
|
|
| |
Cevap:
‘Sakın zinaya yaklaşmayın; çünkü o, açık bir hayâsızlıktır ve çok çirkin bir yoldur.’(Nisa; 15/32)Görüldüğü gibi Rabbimiz zinaya yaklaşmamamızı emretmektedir. Peygamber Efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde "Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç getirip imkan bulabiliyorsa evlensin; çünkü evlenmek gözü haramdan sakınmaya, yummaya daha uygun, namus ve iffeti korumaya daha elverişlidir. Kim de evlenmeye güç getiremiyor, imkan bulamıyorsa, kendisine oruç tutmak gerekir; çünkü oruç, şehveti kesicidir." Buyuruyor. Peygamber efendimizin tavsiyesine uyarak en kısa zamanda evlenmeye çalışmalısınız buna imkan bulamazsanız oruç tutmalısınız. Ayrıca zihnimizi sürekli faydalı şeylerle meşgul etmek, sportif faaliyetlerde bulunmak şehvet hislerinin yatışmasını sağlar. Şehveti tahrik edici neşriyattan ve açık saçık görüntülerden uzak kalmak ve gözlerimizi haramdan korumak ta zinaya giden yolları kapatacaktır inşallah. Size peygamberimizi zamanında yaşanan bir olayı söylemek isteriz: Asr-ı saadette Peygamberimiz (A.S.) Ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca: — Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum dedi Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah'dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bırakın o genci buyurdu. Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve: — Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi? diye sordu. Genç hiddetle: — Hayır Ya Resulallah, diye cevab verdi. Resulallah: — Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Sonra: — Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin? diye sorduklarında genç : — Hayır, asla! diyerek hiddetleniyordu. Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez buyurdu. Sonra Hz.Peygamber (A.S.) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti: — Allah'ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla,diyerek dua etti. Kıyamete kadar gelecek ümmetinin bütün erkek ve kız gençlerine şöyle buyuruyor. "Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yetenler evlensin.Çünkü evlenmek gözü daha çok muhafaza eder,namusu daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç kalkandır." buyurdular. |
|
| |
| Soru: |
|
ben yurt disinda evli 1kiz babasiyim,gecimimi massaj yaparak sagliyom,namazimi kiliyom,helalmi para? |
|
|
| |
Cevap:
Masajı bayanlara yapıyorsanız bu uygun olmaz, erkeklere yapıyorsanız mahremiyet ölçülerine dikkat etmeniz gerekir. |
|
| |
| Soru: |
|
ben aslında biraz patavatsızım.insanların üzdüğümü sonradan anlıyorum.tövbe etsem OLUR MU? |
|
|
| |
Cevap:
İnsanları üzdüğünüz için onların haklarını üzerinize geçirmiş olursunuz. Her şeyden önce bu kişilerin gönüllerini hoş etmeli, onlara iyilik yapmalı ve helalleşmelisiniz. Ayrıca tevbe etmeli ve bundan sonraki davranışlarınıza da dikkat etmelisiniz. |
|
| |
| Soru: |
|
Allah yazılı bir takı ile tuvalete girmek günahmıdır? |
|
|
| |
Cevap:
Allah yazılı takınız yüzük ise tuvalete girerken çıkarmanız veya ters çevirerek avucunuzun içine almanız uygun olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Muhammed Rasulullah yazılı olan yüzüğünü def’i hacet esnasında bu şekilde avcunun içine alırdı. Takınız kolye ise yine çıkarmanız veya kolyenizi giysinizin içine alarak kapatmanız uygun olur. |
|
| |
| Soru: |
|
Ben öğretmenlik , aynı zamanda çiftçilikte yapmaktayım.Temmuz ayında biçdirdiğimiz buğdayı un fabrikasına emanet olarak veriyorum.Parasını 3 -5 ay sonra gerekince alıyorum.Önceden fiyat konuşulmuyor.Parayı aldığım zaman piyasa neyse fiyat o oluyor.Bu alışveriş caizmidir?Fiyatı buğdayı verdiğim zaman mı konuşmak gerekir? |
|
|
| |
Cevap:
Buğdayınızı fabrikaya emanet olarak verdiğinizde parasını alırken o günkü değerden alacağınızı söylediğiniz ve karşı tarafta bunu kabul ettiği takdirde bir sakıncası olmaz. |
|
| |
| Soru: |
|
Önümüzde kapalı kapı varken kıbleye karşı büyük ve küçük abdest yapılır mı?
|
|
|
| |
Cevap:
Edebe uygun olan yapılmamasıdır. Fakat zaruret anında sakıncası yoktur. |
|
| |
| Soru: |
|
Ben bir arkadasıma zina yaptım diyerek yalan soledim ama yapmadım gunahı nedir? |
|
|
| |
Cevap:
Dürüstlükle uyuşmayan, dolayısıyla kişi onurunu aşındıran kötülüklerin başında yalan gelir. Kur'an ve hadislere göre yalan bir münafıklık alâmetidir (en-Nisâ 4/145; el-Münâfikun 63/1; Buhârî, "Îmân", 24; Müslim, "Îmân", 107). İslâm dini prensip olarak insanın ruhsal gelişmesine, toplum düzenine ve barışına zarar veren her türlü kötülüğü yasaklamakla birlikte, gerek âyetlerde gerekse hadislerde yalan konusunda oldukça ağır ifadelerin kullanıldığı görülmektedir. Bunun sebebi, ahlâk kültüründeki veciz ifadesiyle yalanın "bütün kötülüklerin anası" (ümmü'l-habâis) olmasıdır. Bu nedenle Hz. Peygamber, "Size doğru olmanızı emrederim. Çünkü doğruluk iyi olmaya, iyilik de cennete götürür. İnsan doğrulukta sebat ederek nihayet Allah katında `sıddîk' diye yazılır. Sizi yalan söylemekten de menederim. Çünkü yalan kötülük işlemeye, kötülük de cehenneme götürür. İnsan yalan söyleye söyleye sonunda Allah katında `kezzâb' diye yazılır" (Buhârî, "Edeb", 69; Müslim, "Birr", 102-105) buyurmuştur. İşte İslâm ahlâkında doğruluğun bütün iyiliklerin temeli, yalanın ise bütün kötülüklerin anası olması telakkisi, Kur'an ve hadislerde ortaya konan bu anlayıştan kaynaklanmaktadır. Yukarıdaki izahattan da anlaşıldığı gibi yalan dinimizde kesin olarak yasaklanmıştır. Söylediğiniz yalandan dolayı kul hakkını üzerinize geçirmiş iseniz o kişinin hakkını ödemeniz ve helalleşmeniz ayrıca işlemiş olduğunuz günahtan dolayı tevbe etmeniz gerekir.
|
|
| |
| Soru: |
|
kişi adak adadıysa üzerinden zaman geçip ne adadığını tam olarak hatırlayamıyorsa ne yapmalıdır? |
|
|
| |
Cevap:
Adakta bulunduğunu hatırlayıp ne adadığını hatırlayamayan kişi üstün gelen kanaatine göre hareket eder. |
|
| |
| Soru: |
|
Nişanlım askere gidecek onun gidipte dönmemesi üzerine yalan yere yemin ettim evlenmemiz tehlikeye |
|
|
| |
Cevap:
Yalan yemin geçmiş zamanda yapılmış veya yapılmamış bir iş hakkında bile bile, kasten ve yalan yere yapılan yemindir. Böyle bir yemin büyük günahtır ve sahibine çok ağır bir vebal yükler. Bu kasıtlı yanlışlığın bağışlanması için kefâret yeterli olmaz; onun için de kefâret gerekmez. Yalan yere yemin eden kimse bol tövbe ve istiğfarda bulunmalı, bir daha böyle bir hataya düşmemeye karar vermeli, yemin sebebiyle zayi olan hakları da ödeyip sahiplerinden helâllik istemelidir. Tevbe etmelidir. |
|
| |
| Soru: |
|
islama gizili davet kaç yıl sürmüştür |
|
|
| |
Cevap:
İslama gizli davet 3 yıl sürmüştür. |
|
| |
| Soru: |
|
Top sakal bırakmak caiz midir? |
|
|
| |
Cevap:
Kur’an ayetleri ve Hz peygamberin sıklıkla üzerinde durduğu konulardan biri de, Müslümanların fert ve toplum olarak belli bir kimlik kazanmaları, kendi şahsiyetlerini korumaları olmuştur. Kur’an-ı Kerim gayrı Müslimleri dost edinmeyi ve onların kültürlerinden etkilenmeyi sağlayacak bir ilişki içine girmeyi yasaklamaktadır. Buradan hareketle, kılık-kıyafetimizi, şeklimizi- şemailimizi belirlerken niyetlerimiz önem taşımaktadır. Niyetimiz sünnete ittiba etmekse, hareketimiz meşrudur caizdir. Efendimiz’in hayatına baktığımızda çok küçük denebilecek hal ve hareketlerde bile başkalarına benzemekten müslümanları yasakladığını biliyoruz. (Ebu Davud, Libas 4; Müsned, II/50; Tirmizi, İsti'zan) Top sakal bırakmanın caiz olup olmadığı konusunu da aynı bakış açısıyla değerlendirebiliriz. Sakal sünnettir. Sünnetin en uygun şekli, bakanlara en güzel görünen şeklidir. Bakanlara korkunç, çirkin görünen sakal, sakalı kötü göstermek gibi bir vebali de beraberinde taşır. Sakalın yanlarından da ucundan alınabilir. Bu sebeple sakal güzel görünen şekilde bırakılır. Top sakal bırakmak caizdir. |
|
| |
| Soru: |
|
Hamile bi kadinla evlenilmisse, iddet süresi de beklenilmemisse, nesep karismasi varmidir? |
|
|
| |
Cevap:
İddet bekleyen kadınla evlenmek haramdır. Hamile kadının iddeti doğum yapıncaya kadardır. Eğer evlendiğiniz zaman kadının hamile olduğu kesinse nesep karışmaz. |
|
| |
| Soru: |
|
insan dua ederek ömrünü uzatabilir mi?
insanın eceli kendi elinde midir?
|
|
|
| |
Cevap:
Ecel tek olup Allah'ın kazâ ve kaderiyledir. İnsanları dirilten, rızıklandıran ve öldüren Allah olduğundan, eceli belirleyen de O'dur. "Aranızda ölümü takdir eden biziz..." (el-Vâkıa 56/60) âyeti bu hususu ortaya koymaktadır. Kur’an ayetlerinden anlaşıldığına göre, ecel ne vaktinden önce gelebilir ne de geciktirilebilir: "Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de bir an ileri gidebilirler" (el-A`râf 7/34; Yûnus 10/49), "Allah eceli geldiğinde hiçbir kimse için erteleme yapmaz..." (Münâfikun 63/11). Ecel hiçbir sebeple değişmez. Bazı ibadet ve güzel davranışların ömrü artıracağına dair hadisler (bk. Süyûtî, el-Câmiu's-sag¢r, II, 44) insanları hayırlı ve güzel işlere teşvik etmeyi amaçlayan hadisler olup, genellikle şu anlamda yorumlanmışlardır: Ömrün artmasından maksat, elem ve kederden uzak, huzur ve mutluluk içinde, sağlıklı, güçlü ve kuvvetli yaşamaktır.
|
|
| |
| Soru: |
|
Sunni bir bayan alevi bir erkekle evlenirse günaha mı girer |
|
|
| |
Cevap:
İslâm'a göre müslüman bir hanım ancak müslüman bir erkekle evlenebilir. Allah'a, Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna, Peygamberimizin ümmetine tebliğ edip hayatında uyguladığı kesin olarak bilinen dinî hükümlere inanan ve bunları kabul eden herkes müslümandır. Bir kimsenin müslüman sayılması için, yukarıdaki tarifin şümûlüne girmesi, yani Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından tebliğ edilmiş olduğu kesinlikle bilinen dinî hükümlerin doğru ve gerçek olduğunu kabul etmesi ve "müslüman" olduğunu söyleyerek bu inancını ortaya koyması yeterlidir. Ancak müslüman olduğunu söyleyenler arasında -ister sünnî, ister alevî olsun- bu tarifin dışında kalanlar da maalesef zaman zaman görülmektedir. Çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğ ettiği kesinlikle bilinen hükümlerin doğru ve gerçek olduğunu kabul etmek, dinden olduğu kesinlikle bilinen emir ve yasaklardan hiçbirini, gerek söz gerek davranışlarla, inkâr etmemeyi hatta önemsiz görmemeyi; bir kısmına uymasa bile, hepsine saygılı olmayı ve uyma azminde bulunmayı gerektirir. Oysa müslüman olduklarını söyleyenler arasında, sözgelimi beş vakit namazın, ramazan orucunun, zekat ve haccın, gerektiğinde abdest ve guslün dinimizin kesin emri olduğunu ve yapılması gerektiğini; içki, kumar, zina, faizcilik, yalancılık, iftira ... gibi şeylerin ise dinimizce yasaklandığını ve kaçınılması gerektiğini kabul etmeyen veya dinimizin bu gibi hükümlerini önemsemeyenler de bulunmaktadır Bu itibarla evlenirken aranan nokta kişinin müslüman olup olmadığının tespitidir. Müslüman olanla evlenilir, olmayanla evlenilmez. Görüldüğü üzere birisiyle evlenmenin caiz olup olmaması, kişinin sünnî veya alevî olmasına değil, imanlı veya imansız olmasına bağlıdır. İslâm bilginlerinin çoğunluğu, dinin kesin hükümlerinden birini inkâr veya önemsiz görme gibi küfrü gerektiren bir durum olmadıkça "lâ ilâhe illa'llah" diyen ve müslüman olduğunu söyleyen herkesin müslüman sayıldığını ifade etmişlerdir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de (Nisâ Sûresi âyet: 94) "Ey iman edenler, size müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici nimetlerine göz dikerek, 'sen Mü'min değilsin' demeyin" buyrulmuştur. Dinin kesin hükümlerinden birini veya bir kısmını inkâr eden, söz ve davranışlarıyla dinin sınırları dışında bulunduklarını ilân ve izhar eden kimseler ise müslüman sayılmazlar. Günümüzde sünnî kökenli olup bu nitelikte olan meselâ ateist olan bir çok kimse vardır. Bir müslümanın böyle kişilerle evlenmesi caiz değildir. Ancak iman esaslarına inanan, İslâm'ın şartlarını kabul eden, -bir kısmını uygulamasa bile- bunları reddetmeyen kişiler ise müslümandır. Böyle kişilerle evlilik yapmak caizdir.(Din İşleri Yüksek Kurulu) |
|
| |
| Soru: |
|
Cehenneme giren müslüman geri cennete girermi yoksa ebedimi kalır kuran 22/100 ve103 kafamı karıştırdı |
|
|
| |
Cevap:
Müminler âhirette cennete girecekler, orada pek çok nimetlere kavuşacaklardır. Günahkâr müminler, suçları ölçüsünde âhirette cezalandırılsalar da sonunda cennete konulacaklardır. Müminlerin ebedî cennetlik olacağına dair Kur'an'da pek çok âyet vardır. Bunlardan bir tanesi:"Hayır, durum hiç de öyle değil. Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimseler var ya, işte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. İman edip makbul ve güzel işler yapanlar ise, İşte onlar da cennetliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır." (Bakara Suresi, 81- 82) ayetidir. Kur’an da 22. sure Hac suresidir ve 78 ayettir yani 100 ve 103. ayetler yoktur. Bir sonraki sure olan Mü’ninun suresinin 103. ayeti sizin bahsettiğiniz konu ile ilgilidir. “ Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.“ ayette cehennemde ebedi olarak kalacaklardan maksat kâfirlerdir müminler değil. |
|
| |
| Soru: |
|
Annem benden kredi kartını kullanmamı istiyor maddi sıkıntım var ama çok ısrarcı ne yapmalıyım? |
|
|
| |
Cevap:
Kredi kartı ile alış veriş caizdir. Kredi kartınızın borcunu gününü geçirmeden yani faiz tahakkuk etmeden öderseniz bir mahsuru olmaz kullanabilirsiniz. |
|
| |
| Soru: |
|
Zinadan meydana gelen cocugun günahı ve anne babaya günahı nedir ayrıca bu cocuk dünayaya gelmelimi ? |
|
|
| |
Cevap:
Zinadan meydana gelen çocuğun günahı yoktur. Efendimiz (s.a.s.) "Veled-i zînaya annesinin babasının günahından hiç bir şey yoktur" buyurmuştur.(Hâkim, Müstedrek; Münâvi V/372) Evlilik dışı cinsel ilişki demek olan zina öteden beri insan aklının, ahlâk ve hukuk düzenlerinin, diğer semavî dinlerin yanlış, ayıp ve kötü gördüğü bir fiil olup İslâm dininde de kesin olarak yasaklanmış, işlenmesi büyük günahlar arasında sayılmış ve önlenebilmesi için birtakım tedbirler öngörülmüştür. Kur’an’da namus ve iffeti koruma müslüman erkek ve kadınların en önde gelen vasıfları olarak sayılır (el-Mü'minûn 23/5; en-Nûr 24/30-31; el-Furkan 25/68; el-Ahzâb 33/35). Kur'an'da, "Zinaya yaklaşmayın, zira o bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur" (el-İsrâ 17/32) buyurularak hem zinanın apaçık bir çirkinlik ve sapma olduğu belirtilmiş hem de zinanın yanı sıra kişiyi zinaya götürecek yol ve ortamlar yasaklanmıştır. Çünkü zina, nesebin karışmasına, ailenin dağılmasına, hısımlık, komşuluk, arkadaşlık gibi bağların çözülüp toplumun mânevî ve ahlâkî değerlerinin temelden sarsılmasına yol açan ve insanı bedenî zevklerinin esiri yapıp aşağılayan çirkin bir davranıştır. Böylesi zararlı ve kötü davranışın sadece ahlâkî ve dinî müeyyidelerle yasaklanması yeterli olmayacağından Kur'an'da zina eden erkek ve kadına bedenî ceza (celde) uygulanması da emredilmiştir (en-Nûr 24/3) (D.İ.B. İLMİHAL) Bütün buna rağmen unutulmamalıdır ki tövbe kapısı daima açıktır. İşlenilen günah ne kadar büyük olursa olsun samimiyetle yapılan bir tövbe ile affedilmeyecek günah yoktur. Samimi tövbe için; kişi işlemiş olduğu günahı terk etmeli,işlediği günahtan dolayı pişmanlık duymalı, gelecekte aynı günahı bir daha işlememe kararı almalıdır. Zinadan meydana gelen çocuk dünyaya gelmelidir. |
|
| |
| Soru: |
|
Ramazan oruç tutmadığım halde bir kaç kez mastürbasyon yaptım.bu kefaret gerektirir mi?
|
|
|
| |
Cevap:
Kefaret olması bakımından sadece ramazan orucu bilerek bozulduğunda gerekir. Diğer zamanlarda tutulan oruçlar bozulduğunda kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir |
|
| |
| Soru: |
|
Peygamberimizin anne ve babası müslümanmıydı.onlar azap görecekler midir? |
|
|
| |
Cevap:
Peygamberimizin anne ve babasının inançları hakkında İslam âlimlerinin çoğunluğunun görüşü fetret ehli oldukları, azap görmeyip kurtuluşa erecekleri yönündedir. ( Fetret devri, iki peygamber arasında geçen ve peygambersiz olan ara devredir.) Peygamberimizin nübüvvetine yetişemeyen anne ve babasının oğullarının duasına mazhar olması ihtimalide mevcuttur. Daha detaylı bilgi için T.D.V İslam Ansiklopedisi Amine Abdullah ve Fetret maddelerine bakılabilir. |
|
| |
| Soru: |
|
Adet dönemi bitti diye ilişkiye girip daha sonrada bitmediğini anladığımızdaoilişki harammıdır |
|
|
| |
Cevap:
Hayızlı kadınla cinsel ilişkide bulunmak, âyetin de açık ifadesi gereği (el-Bakara 2/222) haramdır. Böyle bir ilişkide bulunan kimsenin bu günahından tövbe ve istiğfar etmesi gerektiği gibi belli bir miktar (ilk günlerdeki ilişki için 4,25 gr., son günlerdeki için bunun yarısı miktarda altın) sadaka vermesi de gerekli görülür Hayız kanı kesilen kadın gusletmedikçe cinsel ilişkide bulunamaz. Ancak Hanefîler hayız kanının alışılmış, belirli âdet süresinin sonunda kesilmesinden itibaren bir namaz vakti geçtikten sonra gusül yapılmasa da cinsel ilişkinin câiz olduğu görüşündedir.
Yukarıdaki izahattan da anlaşılacağı üzere adet döneminde cinsel ilişkide bulunmak dinimizce yasaklanmıştır. Bununla beraber her kadının adet gününü ve düzenli ise kaç gün sürdüğünü bilmesi gerekir. Bu hususlara dikkat ettiğiniz halde adet döneminin bittiği zannıyla ilişkiye girdiyseniz bir vebal yoktur. Fakat bu hususlara dikkat etmediyseniz adetin son günleri için verilmesi gereken miktar kadar sadaka vermeniz uygun olur. |
|
| |
| Soru: |
|
Ben suni bir erkeğim alevi bir kızla ilişkim var ve çok mutluyuzz evlenmek istiyoruz. |
|
|
| |
Cevap:
İslâm dini Müslüman bir erkeğin Müslüman bir kadınla evlenmesini tavsiye eder. Allah’a, Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna, Peygamberimizin ümmetine tebliğ edip hayatında uyguladığı kesin olarak bilinen dinî hükümlere inanan ve bunları kabul eden herkes müslümandır. Bir kimsenin müslüman sayılması için, yukarıdaki tarifin şümûlüne girmesi, yani Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından tebliğ edilmiş olduğu kesinlikle bilinen dinî hükümlerin doğru ve gerçek olduğunu kabul etmesi ve "müslüman" olduğunu söyleyerek bu inancını ortaya koyması yeterlidir. Ancak müslüman olduğunu söyleyenler arasında -ister sünnî, ister alevî olsun- bu tarifin dışında kalanlar da maalesef zaman zaman görülmektedir. Çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğ ettiği kesinlikle bilinen hükümlerin doğru ve gerçek olduğunu kabul etmek, dinden olduğu kesinlikle bilinen emir ve yasaklardan hiçbirini, gerek söz gerek davranışlarla, inkâr etmemeyi hatta önemsiz görmemeyi; bir kısmına uymasa bile, hepsine saygılı olmayı ve uyma azminde bulunmayı gerektirir. Oysa müslüman olduklarını söyleyenler arasında, sözgelimi beş vakit namazın, ramazan orucunun, zekat ve haccın, gerektiğinde abdest ve guslün dinimizin kesin emri olduğunu ve yapılması gerektiğini; içki, kumar, zina, faizcilik, yalancılık, iftira ... gibi şeylerin ise dinimizce yasaklandığını ve kaçınılması gerektiğini kabul etmeyen veya dinimizin bu gibi hükümlerini önemsemeyenler de bulunmaktadır Bu itibarla evlenirken aranan nokta kişinin müslüman olup olmadığının tespitidir. Görüldüğü üzere birisiyle evlenmenin caiz olup olmaması, kişinin sünnî veya alevî olmasına değil, imanlı veya imansız olmasına bağlıdır. İslâm bilginlerinin çoğunluğu, dinin kesin hükümlerinden birini inkâr veya önemsiz görme gibi küfrü gerektiren bir durum olmadıkça "lâ ilâhe illa'llah" diyen ve müslüman olduğunu söyleyen herkesin müslüman sayıldığını ifade etmişlerdir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de (Nisâ Sûresi âyet: 94) "Ey iman edenler, size müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici nimetlerine göz dikerek, 'sen Mü'min değilsin' demeyin" buyrulmuştur. Dinin kesin hükümlerinden birini veya bir kısmını inkâr eden, söz ve davranışlarıyla dinin sınırları dışında bulunduklarını ilân ve izhar eden kimseler ise müslüman sayılmazlar. Günümüzde sünnî kökenli olup bu nitelikte olan meselâ ateist olan bir çok kimse vardır. Bir müslümanın böyle kişilerle evlenmesi caiz değildir. Ancak iman esaslarına inanan, İslâm'ın şartlarını kabul eden, -bir kısmını uygulamasa bile- bunları reddetmeyen kişiler ise müslümandır. Böyle kişilerle evlilik yapmak caizdir.(Din İşleri Yüksek Kurulu) |
|
| |
| Soru: |
|
Ezanın manası nedir taşıgı anlamlar nelerdir kısacası davetmidir? |
|
|
| |
Cevap:
Ezan sözlükte "duyurmak, bildirmek" anlamına gelir. Dini terim olarak ise, farz namazlar için belli vakitlerde okunan "bilinen özel sözler"dir. Ezan şu sözlerden oluşur: "Allahu ekber" (Allah en büyüktür ); "Eşhedu en lâ ilahe illallah" (Allah'tan baksa ilah olmadığına şehadet ederim ); "Eşhedu enne Muhammeder Rasûlullah" (Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet ederim ); "Hayye ale's-salah" (haydi namaza ): "Hayye ale'l-felah" (haydi kurtulusa ); "Allahu ekber" (Allah en büyüktür ): "Lâ ilahe illallah" (Allah'tan baksa ilah yoktur). Sabah ezanında, "Hayye ale'l-felah"tan sonra iki defa, "es-Salatu hayrum mine'n nevm" (namaz uykudan hayırlıdır) sözü tekrarlanır ki buna "tesvib" denilir. Ezan aracılığı ile halka hem namaz vaktinin girdiği ve cemaatle namaz kılınacağı duyurulmuş olmakta, hem de Allah'ın büyüklüğü, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in O'nun elçisi ve namazın kurtuluş yolunun kapısı olduğu ilân edilmektedir. Namaz vakitleri güneşin hareketine göre düzenlendiği için yeryüzünde namaz vakitleri değişik anlara rastlamakta ve bu suretle yukarıda belirtilen hakikat, gece gündüz fasılasız olarak haykırılmış olmaktadır |
|
| |
| Soru: |
|
Haksız kazançyolları ve ayetleri nelerdir? |
|
|
| |
Cevap:
Dinimizde karşılıklı rıza esasına dayanmayan, aldatma üzerine kurulu ticari uygulamalar yasaklanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de:“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin…” (Bakara, 188)-“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” (Nisa, 29) buyrulmaktadır. Bununla birlikte hırsızlık, gasp, faiz, kumar, rüşvet ve şans oyunları; kamu mallarını zimmete geçirmek, her türlü yolsuzluk, hileli alışveriş, müşteriye birinci kalite diye ikinci kalite mal vermek, eksik tartıp ölçmek, işçi ve memurun görevini ihmal ve terk etmesi, iş verenin çalışanlara hak ettiği ücretlerini, devlete vergisini, fakire zekatını vermeden ve kalitesiz mal üretip pahalıya satarak elde edilen kazanç türleri dinimizin yasakladığı kazanç yollarındandır. Bu konularla ilgili ayetler aşağıda zikredilmiştir.“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.”[Bakara -188] Bu ayet-i kerime ile “Faiz (riba) yiyenler ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse artık geçmişi kendisine işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse artık onlar ateşin halkıdır orada sürekli kalacaklardır.”[Bakara-275] “Aranızda mallarınızı bâtıl yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin” (Bakara-188) “Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.”[İsra-35] “Artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.”[Araf-85] “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?”[Mutaffifin1-6] |
|
| |
| Soru: |
|
Faizsiz bankalara para yatırarak elde edilen gelir islam dinine göre helalmidir? |
|
|
| |
Cevap:
Katılım Bankaları başka bir değişle, Özel Finans Kurumları (ÖFK); banka sayılmayan, İslamî esaslara göre fon kabul edip kaynak kullandırabilen tasarrufları değerlendirme ve kredi verme yöntemleri olarak faiz yerine kâr-zarar ortaklığı esasına dayalı olarak çalışan kurumlardır. Dünyada “İslamî banka” olarak adlandırılan kuruluşlara ülkemizde Özel Finans Kurumu denmiştir. ÖFK’ların Özellikleri:1- Faizsizdir: Bu bankaların en ayırt edici özelliği çalışmalarında faize yer vermemeleridir. Yani, sağladıkları kaynaklara faiz ödemezler; kullandırdıkları kaynak için müşterilerinden faiz tahsil etmezler.2- Ticaretle Bağlantılıdır: İslam’da faizin haram, ticaretin ve kârın helâl olması bu kuruluşları müşterileriyle ticarî nitelikli iş yapmaya yöneltir. Para ticareti İslâm’da yasak olduğuna göre, kâr etmek için mal ticareti gerekli olur. 3-Sermaye Bağlantılıdır: Saf İslamî bankacılığın kâr-zarar ortaklığı (mudaraba) veya sermaye iştiraki (muşaraka) içerdiği genellikle kabûl gören bir gerçektir.4- Yatırımlar ahlâka uygun konularda yapılmalıdır: Yatırımlar; sadece İslam dininin yasaklamadığı konular çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Bu bağlamda İslamî yatırım: Çevre dostu, sadaka verici, toplum iştirakini sağlayıcı, insanî değerlere saygılı, porno, silahlanma, alkol ve kumarı dışlayan yatırımlar olmalıdır. Yukarıda zikri geçen özellikler göz önüne alındığı takdirde katılım bankalarının işleyişinin caiz ve helal olduğunu söyleyebiliriz. |
|
| |
| Soru: |
|
Gusul abdesti olmayan kişinin dini nikahı kabul olurmu sakıncası varmı sahih nikah olurmu |
|
|
| |
Cevap:
Gusul abdesti nikâhın şartlarından değildir. Bu sebeple gusul abdesti olmayan kişinin nikâhı kabul olur. Amma nikahın ciddiyetine binaen bu tür söylemleri olan alimler vardır. |
|
| |
| Soru: |
|
muzırın katli vaciptir deniliyor.muzır nedir yada kimdir.bu söylentinin dini bir kaynağı varmıdır. |
|
|
| |
Cevap:
Muzır; zarar veren, zararlı, zarara sokan demektir. Temel İslam kaynaklarında “katli vacip olanlar” dan maksat beş fasık hayvandır. Beş hayvan için fâsık terimi kullanılmıştır. Bu hayvanlara "fasık" adının verilmesi, bunların insanlara, diğer canlılara v.s. ye zarar vermekle, hayvanlar aleminin büyük çoğunluğunun yolundan dışarı çıkmaları sebebiyledir. Zararlı olmayan hayvanlar öldürülemez, dövülemez. Zararlarını def etmek için yılan, akrep ve fare gibi hayvanlar; sinek, kene ve pire gibi haşereler öldürülebilir. Ancak, zararı dokunmayan hiçbir hayvan öldürülemez. Hz. Âişe'den gelen rivâyet şöyledir: "Beş fâsık hayvan vardır ki, bunlar haremde de harem dışında da öldürülebilir. Yılan, Akrep, Fare, Kuduz Köpek ve Karga" (Müslim, İbn Mâce,). Burada fâsık terimi; zararlı haşarat, söz dinlemeyen, kötülük yapan anlamındadır. |
|
| |
| Soru: |
|
BEHREN adının anlamını rica ediyorum.H.Z HUD suresinde geçiyor sanırım, |
|
|
| |
Cevap:
Behren, asfur çiçeği, kırmızı gül manasına gelmektedir. Aynı zamanda deniz manasına da gelmektedir. |
|
| |
| Soru: |
|
Aşure neden yapılır?
|
|
|
| |
Cevap:
Aşure ; "Bereketli yemek" demektir. Karışık şeylerden yapılmış, toplu bir hâlde yenen, bereketli bir ziyafet yiyeceğidir Aşure tatlısı yapmak bir ibadet değil, gelenektir. Ağızlar tatlandırılarak dua alınmakta, sevabı, ölmüşlere bağışlanmaktadır. |
|
| |
| Soru: |
|
Belediyeden alınan üçretsiz cenaze hizmeti almak günahmı kul ve yetim hakkına girermi? |
|
|
| |
Cevap:
Belediye bu hizmeti zengin fakir ayırt etmeden herkese veriyorsa bir sakıncası yoktur. Fakat sadece cenaze masrafını karşılayamayacak durumda olan fakirlere veriyorsa sizinde maddi durumunuz iyi ve cenaze masraflarını karşılayacak durumda iseniz bu yardımı almanız doğru olmaz, o zaman kul hakkına girmiş olursunuz. |
|
|
|
 |
|
|
|
|