| |
|
|
 |
| |
Bu sayfada sizlerden gelen soruları ve cevaplarını bulabilirsiniz. |
| |
|
|
| |
| Soru: |
|
Bir kimse elektirikli alet vermicem diye yemin ettim sonra yeminimi tutamadım ne yapmam lazım. |
|
|
| |
Cevap:
Yemin konusunda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor: "Allah kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti, ailenize yedirdiğinizin (kalite bakımından) orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onlar giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz." (Mâide: 5/89). Yemin Allah'ın isim ve sıfatları üzerine olur, bunun dışında bir şey üzerine yapılan yemin, dini bakımdan yükümlülük getiren yemin olmaz. Mesela "çocuğumun üzerine yemin ederim ki..." yahut "babamın başı için..." dense bunlar yemin sayılmaz. Allah'ın ve sıfatlarının üzerine yapılan yemin ise "Allah'ı şahit tutmak, O'na veya O'nun adına söz vermek, inanç ileri sürerek insanlara güven vermek" gibi mânalar içermektedir. Bunun kötüye kullanılması, istismar edilmesi, insanlara zarar vermesi ihtimali bulunduğu için maddi ve manevi yaptırımlar ön görülmüştür; yalan yere yeminin dünyada itibar kaybettirmesi, ahirette cezalık olması ile bozulan yeminin keffareti işte bu yaptırımların en önemlilerini teşkil etmektedir. Mümin olur olmaz yerde yemin etmemelidir. İstemeden, dalgınlık veya alışkanlık sonucu ağızdan çıkan yemin sonuç doğurmaz. Bilerek, düşünerek, belli bir söz, istek ve kararı pekiştirmek için yapılan yemin geçerlidir ve sorumluluk getirir. Yalan yere veya meşru olmayan bir konu için yemin etmek caiz değildir. Yalan yere yemin eden kimse günah işlemiş olur ve tövbe etmesi gerekir. Yapılmaması gereken (yapılması haram veya mekruh olan) bir şeyi yapacağım (mesela vallahi seni döveceğim, çalacağım, zarar vereceğim) diye yemin eden kimsenin yeminini bozması, caiz olmayan şeyi "yemin ettim diye" yapmaya kalkışmaması, yeminini bozduğu için de keffaret vermesi gerekir. Yapılması gereken bir şeyi yapmamak üzere yemin eden kimsenin de yeminini bozup keffareti vermesi gerekir. Mesela bir kimse, ana babamı ziyaret etmeyeceğim, namaz kılmayacağım, çocuklarımın nafakasını vermeyeceğim diye yemin etse, "yemin ettim" diyerek bunları terk edemez, yeminini bozar, yapılması gerekeni yapar, keffaretini de öder. Âyette açıkça söylendiği üzere yeminin keffareti gücü müsait olanların şu üç şeyden birini (hangisini isterse onu) yapmasıdır: Ya on fakiri bir gün doyurmak, ya on fakiri giydirmek yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmak. Bunlardan birine gücü yetmiyorsa üç gün oruç tutmak. On fakiri doğrudan doyurmak geçerli olduğu gibi, bir günlük yemek bedelini para olarak ödemek de mümkündür. Yemeğin kalite ve miktarı, yemin eden kimsenin sosyal ve ekonomik durumuna uygun olacak ve devamlı yiyip içtiklerinin orta hallisinden hesap edecek veya yedirecektir.
|
|
| |
| Soru: |
|
Allah'ıma hamdolsun, demek ile Tanrımıza hamolsun demek arasında bir fark varmıdır? |
|
|
| |
Cevap:
“Allah” lafzı, Yüce Yaratıcının özel ismidir. Bu isim, O’nun kemal, cemal ve celal sıfatlarının ifade ettiği anlamların tamamını kapsar. Allah’ın diğer isimleri Allah’ı tasvir ederler. “Allah” özel isminin hiçbir dilde tam karşılığı yoktur. İlah, tanrı ve benzeri isimler, hem gerçek ve hem de gerçek olmayan tanrılar için müşterek olarak kullanılırlar. Bu kelimeler “Allah” özel isminin tam karşılığı değildirler. Tanrı kelimesi ise köken itibariyle Türkçe bir kelimedir. Bazıları Tanrı kelimesinin, “gökyüzü” ve “şafak” manalarına gelen “tan” dan türediğini belirtmektedir. Kaşgarlı Mahmud, Tanrı kelimesini şöyle açıklamıştır: “Tengri, yüce Tanrı manasına gelir. Kâfirler göğe Tengri derler. Yine bu adamlar büyük bir dağ, ulu bir ağaç gibi gözlerine ulu görünen her şeye Tengri, hakîm kişiye de Tengriken derler” (Divan-ı Lügâti't-Türk, Çev. Besim Atalay, Ankara 1941, s. 111, 376). Tanrı, aslında mabud demektir ve bir çok muhakkık ilim adamının da ifade ettiği gibi Arapçadaki “İlâh”ın, Fransızcadaki “Dieu”nun, Farsçadaki “Hudâ”nın, İngilizcedeki “God”un karşılığı olan bir kelimedir. Ama hiçbir zaman, Cenab-ı Hakk’ın bütün Esmâ-i Hüsnâsını (Allah'ın güzel isimlerini) içeren, İsm-i Zât olan “Allah” kelimesinin karşılığı değildir. Bu bakımdan birçok ilim adamı “Tanrı” kelimesinin “Allah” kelimesinin yani Lafza-i celâlin yerini tutamayacağını ifade etmektedirler. Buna göre Tanrı kelimesi, ilâh kelimesi yerinde kullanılabilir. Tıpkı Huda, Yezdan, Çalap, Diyo ve God kelimelerinin ilah yerinde kullanılabildiği gibi. Fakat Allah yerinde kullanılamaz. Allah, Cenâb-ı Hakk’ın Zâtının has ismidir. Onun için “La ilahe illallah” diyoruz; fakat “La Allah’a illallah” demiyoruz. Evvelâ ilâhlar, tanrılar ne varsa hepsi nefyediliyor, sonra da isbatta, Mutlak Mabud getiriliyor ve sadece Allah vardır, deniliyor. Dolayısıyla Allah’ıma hamdolsun demek yerine Tanrıma hamdolsun demek aynı şey değildir. İkisi farklı şeylerdir. Doğru olan Allah’a hamdolsun demektir. |
|
| |
| Soru: |
|
Dinimizce bii kızdan hoşlanmanın günahı varmıdır? |
|
|
| |
Cevap:
Toplumda fertlerin ve aile hayatının korunması, sağlıklı bir cinsî hayatın temini için sadece evlilik dışı cinsî münasebet demek olan zinanın yasaklanması yeterli olmaz. Buna ilâveten, aklın, dinin ve insan tabiatının kötü ve çirkin bulduğu her türlü hayasızlık, fuhuş ve müstehcenlikle mücadele edilmesi, bunları besleyip yaygınlaştıran ortamın da düzeltilmesi ve iyileştirilmesi gerekir. Bunun için de İslâm dini, sadece zinayı yasaklamakla yetinmeyip, zinaya götüren yolları, müstehcenliği, kadın-erkek ilişkilerinde ölçüsüzlüğü ve aşırı serbestliği de önlemeye, buna ilâveten ferde ahlâkî olgunluk ve şahsî sorumluluk yüklemeye, cinsel hayatla ilgili eşler arası birtakım hak ve görevlerden söz ederek aile hayatını koruyup iyileştirmeye özen göstermiştir. Kur'an'da zina ve fuhuş büyük günahlar arasında sayıldığı, zinanın dünyevî ve uhrevî cezasından söz edildiği gibi (Âl-i İmrân 3/135; en-Nisâ 4/15-16; el-İsrâ 13/32), erkek ve kadınların gözlerini haramdan korumaları, avret yerlerini örtmeleri emredilmiş, böylece zinaya giden yolun bir yönüyle kapanmış olacağına işaret edilmiştir (en-Nûr 24/30-31). Bir hadiste Hz. Peygamber dil, ağız, el, ayak, göz gibi organların zinasından söz ederek (Müslim, "Kader", 5) zinaya zemin hazırlayıcı mahiyetteki her türlü gayri meşrû ilişkinin, flört ve beraberliğin de gayr-ı ahlâkî davranışlar olduğunu belirtmiş, bunlardan da sakındırmıştır. Çünkü iffet ve namus bir bütün olup, o ancak onu lekeleyecek her türlü kötülük ve yanlışlıktan uzak kalınarak korunabilir. |
|
| |
| Soru: |
|
Bir kişi bir daha bir işlersem dinden çıkayım dese ve kısmen işlese durum ne olur? |
|
|
| |
Cevap:
Esasen iman, aklın hükmü, gönlün rızası ve vicdanın kanâat getirmesi ile olur. Dinden çıkmak da yine bu saydıklarımızın ikrarı ile meydana gelir. Sizin bu söylediğiniz ilmî cehaletin bir sonucudur. Dinden çıkmış olmazsınız fakat bundan sonra özellikle din konusunda söyleyeceklerinizi ve sonuçlarını hesaba katmanız yararınıza olacaktır |
|
| |
| Soru: |
|
Lohusalığın 40 günü dolmadan kanama kesilirde gusl edilirse Ramazan orucu tutulur mu? |
|
|
| |
Cevap:
Hanefi mezhebine göre lohusalığın en uzun süresi 40 gündür. Bu süre tamamlanmadan lohusalık kanı kesilebilir. O zaman kanın kesilmesiyle lohusalık bitmiş sayılır. Bu durumda olan bir hanım da güsul abdestini alarak oruç ve namaz gibi ibadetlerine başlamalıdır. |
|
| |
| Soru: |
|
Darul harp olan yerde müslümanların cihad etmesi şartmıdır? |
|
|
| |
Cevap:
Darul harp İslam dışı bir yönetimin hakimiyeti altındaki ülke anlamında kullanılır. İslam hukukunda Darul harp Darul İslam dışındaki ülkeler için bugünkü anlamda yabancı ülke tabirini ifade etmek için kullanılır. Cihad ise Allah yolunda can, mal, dil ve diğer vasıtalarla elden gelen güç ve gayreti sarfetmektir. İslamhukukçularının çoğunluğu savaşın meşruiyet sebebinin düşmanın tecavüzü olduğunu Müslümanlara karşı savaşmayanlarla savaşmanın ve sadece Müslümanlığı benimsemediği için bir insanı öldürmenin caiz olmadığını belirtmişlerdir. (Ahmet Özel, “Cihad”, DİA, s. 528, 529) |
|
| |
| Soru: |
|
Müzik dinlemek günah mıdır? |
|
|
| |
Cevap:
Müzik, İslâm bilginleri tarafından çokça tartışılan ve hakkında lehte ve aleyhte çok şey söylenen konular arasında yer alır. Müziğin lehinde ve aleyhinde öne sürülen gerekçeler birlikte düşünüldüğünde müziğin mutlak olarak yasaklanmadığı, aksine mubah bırakıldığı sonucuna ulaşılır. Ancak, diğer mubahlar gibi müziğin de haramın işlenmesine vesile yapılmasına karşı çıkılmıştır. Bu itibarla içinde isyan, küfür veya İslâm'ın hoş karşılamadığı sözler bulunan yahut cinsel tahrik, müstehcenlik gibi dinimizce hoş görülmeyen şeylere yol açan müziğin söylenmesi ve dinlenilmesi kesinlikle uygun değildir. Bununla birlikte müzik konusunu gerek önceki devirlerde gerekse zamanımızda bir tercih ve takvâ meselesi olarak değerlendirenler de buluna gelmiştir. Bunların saygıyla karşılanması gerektiği gibi, müzik dinlemeyi bir eğlence unsuru olarak görenlerin de hoş karşılanması gerekir. |
|
| |
| Soru: |
|
Evelnemeyi düşündüğüm kızla 8 aydır görüşüyoruz. tesettürlü üniversite mezunu bir bayan. anlaşamadığım konu ise eşim olacak kişinin çalışması ile ilgili. şu an ülker e ait bir yemek fabrikasında gıda mühendisi olarak çalışıyor. çalıştığı ortamda sürekli yabancı erkeklerle muhattap olmak zorunda kalıyor. çalışma odasında da bir erkekle çalışıyor. yani yabancı bir erkekle başbaşa kalabiliyor. bu duruma dinimiz ne diyor. bu durum dinimize uygun mu? 16 yıl okudum boşuna mı okudum. mutlaka çalışmam lazım diyor. evlenmeyi düşünüyorum ama çalışma ortamından rahatsız olduğum için karar veremiyorum. |
|
|
| |
Cevap:
Erkek ve kadın biri diğeri için cinsî uyarıcıdır. Bu sebeple yabancı (aralarında evlilik bağı veya devamlı evlenme engeli bulunmayan) erkek ve kadınların birbirlerine karşı ölçülü ve mesafeli davranmaları gereklidir. Yine, yabancı bir kadının yabancı bir erkekle baş başa kalması da doğurabileceği sakıncalı sonuçlar dolayısıyla yasaklanmıştır. Aralarında devamlı evlenme engeli bulunmayan bir erkek ile bir kadının bir yerde baş başa kalmaları İslâm hukukunda halvet terimiyle ifade edilir. Hadislerde, aralarında nikâh bağı veya devamlı evlenme engeli bulunmayan bir erkek ile bir kadının, başkalarının görüşüne açık olmayan kapalı bir mekânda baş başa kalmaları yasaklanmıştır. Bir hadiste Hz. Peygamber "Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla yalnız kalmasın; çünkü böyle bir durumda üçüncüleri şeytandır" (Müslim, "Hac", 74; Tirmizî, "Radâ`", 16; Müstedrek, I, 114) buyurmuştur. Böyle bir durum karşı cins için tahrik edicidir, zinaya veya dedikoduya ve tarafların iffetlerinin zedelenmesine yol açabilir. Kötülüğün önlenmesi kadar ona giden yolların kapatılması da önemlidir. Öte yandan iffet ve namus lekelendiğinde geri dönüşü ve telâfisi olmayan bir zarar ortaya çıkmış ve temel bir kişilik hakkı ihlâl edilmiş olur. Cinsler arası ilişkilerde ahlâkî prensiplerin korunması erkek ve kadınların ortak sorumluluğudur.Cinsî uyarıcılık özelliği esas alınarak, kadınların daha da dikkatli davranmaları istenmiştir. Yabancı erkeklerle konuşurken kadınların, kalpte şüphe uyandırmayacak ve karşısındaki kişiyi yanlış anlamaya süreklemeyecek tarzda ciddi ve ağır başlı olarak konuşmaları (el-Ahzâb 33/32), süs ve endamlarını yabancılara göstermemeleri (en-Nûr 24/31), bunun için de sokağa çıktıklarında güzelce örtünmeleri (en-Nûr 24/31; el-Ahzâb 33/59) bu gayeye mâtuf emirlerdir. Hz. Peygamber, kadınların kendi evleri dışında, başkalarına hissettirecek derecede koku sürünerek dolaşmalarını uygun görmemiştir (bk. Tirmizî, "Edeb", 35; "Radâ`", 13; Müsned, IV, 414, 418). Bu hususlara riayet noktasında bir sıkıntı olmadığında kadının çalışmasının bir dinen bir sakıncası yoktur. Yukarıda dikkat çekilen hususların önemini ve bu hususlara riayet etmemenin insan zihninde bırakacağı kalıcı tesirleri düşündüğümüzde; evlenme kararı vermeden önce tarafların bu konularda mutabakatı evlilik müessesinin sağlıklı devamı için elzemdir. |
|
| |
| Soru: |
|
Yurt dışında (Kazakistan) iki yıldır yaşıyorum.Özel bir şirkette üst düzey yöneticiyim. Görünürde uzun yıllar kalacağımı düşünüyorum. Burada kiralar biraz pahalı olduğundan kira yerine ev taksidi ödemek daha mantıklı geldi. Banka çok fakat finans bankaları olmadığından kredi alıp almama konusunda endişe taşıyorum. Hicret diyarı ve gurbet eli diye alabilirsin diyenler oluyor ama gönlüm tam mutmain değil. Bu konuda bilgilerinize ihtiyaımız var yardımınızı bekliyoruz
Not:Çevremizde öğretmen arkadaşlarımız var onlar için aynı durum olabilir mi?
|
|
|
| |
Cevap:
Kuranda ve sünnette faiz açıkça yasaklanmış olup bu konuda bütün İslam bilginleri fikir birliği içindedir. İslam faizi reddedip onun yerini alacak başka kurumlar ikame etmeye önem vermiştir. Bu itibarla böyle kapsamlı bir faiz yasağını, yatırım ve üretim kredileri, konut kredisi, devlet bankası kredisi gibi bazı münferit olay ve örnekler üzerine uygulayıp, taraflara bir zararının olmadığını, aksine iki tarafa da yarar sağladığını, öyleyse helal olması gerektiğini gerektiğini genel bir ilke olarak ileri sürmek de isabetli bir yol değildir. İslam, emir ve yasaklarında genel ve toplumsal yarar ve zararı dikkate alır, yoksa şahısların özel yayar ve zararı ölçü alınmaz. Faiz alıp vermek için İslamın “Zaruretler haramları mübah kılar” ilkesini işletmek de sakıncalı bir yoldur. (Ali Bardakoğlu, “Hukuki ve Ticari Hayat”, İlmihal II, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.420-421, Ankara 2006) “Hicret diyarı gurbet eli” sözleri daru’l harpte faizin durumunu gündeme getirir. İmam Şafiye göre bir kez müslüman olan ülke ebedi İslam diyarıdır. Endülüs, Filistin, Rusya ve Çinin bir kısmı gibi. Ayrıca Şafi mezhebinde faiz her yerde haramdır. Hanefi mezhebinde İmamı Azam ve İmam Muhammed’e göre daru’l harpde faiz alan günahkar olmaz. Müslüman bir ülkenin daru’l harbe dönüşebilmesi için de İmamı Azama göre daru’l harble bitişik olması, içinde İslam ahkamının tatbik edilmemesi, ahalisinin emniyet ve güvenliklerinin kalmaması şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerekir (Halil Günenç, Günümüz Meselerine Fetvalar, c. II, s. 226-227). |
|
| |
| Soru: |
|
İstemeden hatta görmeden kediyi ezdim motorla ve öldü:( hayır vb. ne yapmalıyım? |
|
|
| |
Cevap:
Eğer kedi sahipliyse o kedinin değerini sahibine ödemeniz gerekmektedir. Eğer sahipsiz bir hayvan ise hayvan bakımevlerine yardımda bulunmak iyi olur. |
|
| |
| Soru: |
|
Ben İBB'de Sözleşmeli Zabıta olarak görev yapmaktayım.Size yüksek müsadenizle birkaç soru sormak istiyorum.
1-işgaliyeli seyyar satıcılar karakolumuza çay,şeker alıyorlar ayrıca kahvaltıcı kahvaltı,poçacı poça,simitçi simit vs veriyorlar bunları yiyip içmem caiz mi?Bunların hepsi izinli seyyarlar!! ve benim herhangi bir yaptırım gücüm yok çünkü hizmet personeliyim.Yani normal sıradan bir zbt memurunun bile altındayım.Ayrıca kahvaltıyı ben almıyorum gittiğimde dolapta oluyor bende kahvaltımı karakolda yapıyorum.Kahvaltıcı helal ediyor.Simitçiye Çalıştığı fırın hergün zabıtaya, polise simit verebilirsin toplam 10 adet istihkakları var demiş.Bunları size detay olsun beni daha iyi aydınlatasınız diye söylüyorum Hocam.Sizin her söylediğiniz kelime benim için çok önem arz ediyor.
2-Hocam bizim kartlar memur kartı gibi olmadığı için otobüslere binemiyoruz.Bizde 105 tl yol parası alıyoruz.Maaşlarımız sürekli geç yattığından dolayı aldığımız yol paralarını evli olmamız itibariyle evlerimize kullanıyoruz.Otobüse kartlarımızı gösterdiğimiz zaman şifayen şöförler tarafından idare ediliyoruz.Sizce hakka girmiş oluyormuyuz.Yoksa ne olursa olsun otobüse bilet atmalı mıyız?
|
|
|
| |
Cevap:
Seyyar satıcılardan ücreti ödenmeden alınan şeyler rüşvet hükmündedir ve görevli şahısların bunlardan faydalanması caiz değildir. Bunları kendileri bağışlamış olsalar dahi yine de rüşvet sayılır ve yenilip içilmesi helal değildir.Aldığınız yol parasını başka ihtiyaçlarınız için harcayabilirsiniz fakat otobüse ücretini ödemeden binmeniz doğru değildir. Şoför ücretsiz binmenize müsaade etse bile kamu hakkına girmiş oluyorsunuz. |
|
| |
| Soru: |
|
Eşim ban sürekli boşol diyor. nikah bozuluyor mu? |
|
|
| |
Cevap:
Burada aslolan eşinizin size bu kelimeyi söylerken ki niyetidir. Boşama maksadıyla söylüyorsa ve bu sürekli tekrarlanıyorsa boşama gerçekleşmiştir. Şakayla yapılan talak da hukukçuların ekserisine göre geçerlidir. Hz. Peygamber “üç şeyin ciddisi de ciddidir, şakası da ciddidir: Nikâh, talak ve talaktan dönme” (Ebû Dâvûd, “Talak”, 9; Tirmizî, “Talak”, 9; İbn-i Mâce, “Talak”, 13). |
|
| |
| Soru: |
|
Hocam iyi gunler benim ayagımda tırnak mantarı var doktor tırnak cilası verdi bunu sürdügümde abdes geçerli midir? |
|
|
| |
Cevap:
Tırnak cilası tırnakta tabaka oluşturduğu için abdeste manidir. Ancak doktorlar tek tedavi yöntemi olarak cila kullanmanız gerektiğini söylüyorlar ise bu durumda sargı hükmünde ele alınabilir yani abdestiniz geçerli olur. |
|
| |
| Soru: |
|
Kadınlarda doğumdan sonra günahlar af olunuyormuş erkeklerdede buna benzer bir durum var mıdır? |
|
|
| |
Cevap:
Bir annenin bebeğini aylarca karnında taşıması elbette ki kolay bir durum değildir. Böyle bir durum, zahmeti ve sıkıntıları sebebiyle de günahlara keffâret olur. Bir mümin için en küçük sıkıntı dahi günahların affına vesile iken doğum gibi zahmetli bir hadisenin de günahların affına vesile olması umulur. Ancak doğum yapan kadının günahları af olunur gibi kesin bir yargıda bulunmak doğru olmaz. Bununla birlikte doğum yaparken vefat eden kadının şehit olacağı ve farz borçları ile kul hakları hariç bütün günahlarının affolunacağı hadislerde belirtilir. Şöyle ki: “Kadın hamileliğinde doğum yapıncaya ve çocuğu emzikten keseceği güne kadar Allah yolunda nöbet bekleyen mücahit gibidir. Bu zaman ölürse şehit ecri vardır” (Taberâni). Yine başka bir hadiste ise: “Hamile iken doğumda veya lahusa iken ölen kadın şehittir” (Ebû Dâvûd) denilmektedir. Kadın, hamile olduğunda, gündüz sâim, gece kâim ve Allah korkusu kendisinde galip olan bir mücahit sevabı hak eder. Sonuç itibariyle sizin sorunuza doğrudan değil de dolaylı yoldan cevap vermiş olduk. Nasıl kadınlar için doğumun günahları affedeceğini söyleyemiyor, ancak günahlara kefaret olabileceğini belirtiyorsak erkekler için de aynı şey geçerlidir |
|
| |
| Soru: |
|
Eşime dünya ahiret bacımsın dedim boşandık 10 ay geçti pişman olduk birleşmek istiyoruz ne yapmalıyız? |
|
|
| |
Cevap:
Aslında sorunuza net bir cevap verebilmek için eşinize dünya-ahiret bacımsın derken hangi niyetle söylediniz bilmemiz gerekiyor. Şayet bu sözü söylerken boş olmayı kastetmediyseniz boşanma olmaz, evliliğiniz devam eder. Şayet bu sözü söylerken bir talak ile boş olmayı kastetmiş iseniz, tekrar nikah yapmak suretiyle kalan iki talak ile evliliğinize devam edebilirsiniz. Fakat bu sözü söylerken üç talak ile boş olmayı kastetmiş iseniz boş olmuşunuz demektir. Buna göre; sizin boşanmanız bâin, yani boşandığı eşine yeni nikahla dönme imkanı tanınmayan boşanmadır. |
|
| |
| Soru: |
|
28 yaşindayim ama bekarim dua alan var mi dua nizi bekliyorum |
|
|
| |
Cevap:
Sorunuz çok net olmasa da anladığımız kadarı ile bekârsınız ve hayırlı bir eş arıyorsunuz. Size tavsiyemiz hayırlı bir eş olabilmek için elinizden gelen gayreti gösterin. Öncelikle yüce Allah’a karşı kulluğunuza, ibadetlerinize, ahlakınıza daha önem gösterin. Daha sonra bir eş seçerken Hz. Peygamber efendimizin bize tavsiye ettiği kriterlere dikkat edin. Ebu Hüreyre radiyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kadın dört şeyden biri; malı, soyu-sopu, güzelliği ve dini için alınır Elleri toprak dolası, sen dindar olanını seç !" Bu sebeple olmalı ki, ailenin kuruluşundan itibaren dikkat edilecek ana konular Sevgili Peygamber'imizin mübarek hadis-i şeriflerde açıklanmıştır Biz bunlardan bir kaçına işaret etmek istiyoruz Hadisimiz eş seçiminde dikkate alınan dört unsuru, vakıayı tespit çerçevesinde saymaktadır "Vakıayı tespit" demek, insanlar arasında adet olanı, olduğu gibi dile getirmek demektir Yoksa "siz de öyle yapın" anlamında değildir Nitekim Efendimiz açıkça Müslümanlara, eş seçiminde "dindar olanı" tercih etmelerini tavsiye etmiştir Güzelliğin, zenginliğin ve soyluluğun hem geçici hem de olumsuz gelişmelere ve didişmelere gebe nitelikler olduğu binlerce kez tecrübe edilmiştir Ancak "dindarlık", bütün beşeri ve dünyevi özellik ve niteliklerin özünde ve ötesinde, her türlü şart altında faydası görülecek ve kendisiyle mutlu olunabilecek bir vasıftır Dindar eş ve aile bazılarının sandığı gibi sadece sıkıntılı zamanlar için değil, mutlu ve sevinçli zamanlar için de aynı derecede gerekli ve geçerlidir Hz Peygamber'in şu ikazı pek manidardır: " Kim bir kadınla sadece soyu-sopu, şerefi, itibarı için evlenirse, Allah o kimseyi zelil eder Kim bir kadınla sadece malından dolayı evlenirse, Allah onu fakir kılar Kim de gözünü haramdan korumak, ırz ve namusunu muhafaza etmek, akrabası ile ilişkilerini devam ettirmek İçin evlenirse, Allah bu evliliği iki taraf için de hayırlı ve uğurlu kılar" "Rabbimiz! Bize göz aydınlığı olacak eşler ve çocuklar ver!" (Furkan Suresi 25/74) ayetinde "göz aydınlığı" diye nitelenenler herhalde ve öncelikle "dindar eşler"dir Huy güzelliği "dindarlık" la desteklenmesi halinde, sürekli mutluluk sebebi olur Bu da göz aydınlığının ta kendisi olsa gerektir. Tercihini ve seçimini dindar eşten yana kullanması istenen Müslüman erkeklere Hz Peygamber şu gerçeği de hatırlatmıştır; "Mü'minlerin en olgunu, ahlakı en güzel olanlardır Sizin en hayırlılarınız kadınlarına karşı hayırlı olanlarınızdır " bir başka hadiste de: "Geçimini üstlendiği aile bireylerini ihmal etmesi, kişiye vebal olarak yeter. Unutmamalı ki Köklü ve sağlam bir aile yapısı millet hayatının sıhhat ve devamının temel şartıdır. Bizler size bu konuda dualarımızı gönderiyoruz Rabbim gönlünüze göre hayırlı bir eş ihsan etsin. |
|
| |
| Soru: |
|
Tarikata girmek caiz midir? nakşıbendi tarikatı |
|
|
| |
Cevap:
Tarikat, hakka ermek için tutulan bir takım kuralları ve zikir yöntemleri bulunan yol anlamınadır. Bu alanla ilgilenen Müslümanlara saflık ve duruluk anlamına gelen sufi denile gelmiştir. İlk sufiler kendilerinden tecrübeli ve yaşlı üstadlardan geniş ölçüde faydalanmakla beraber, belli bir tarikat kurmamışlardır. Görüşlerini ve manevi tecrübelerini sohbet yoluyla çevrelerinde toplananlara aktara gelmişlerdir.Tarikatlar 6-7. asırlarda ortaya çıkmış, zamanla kurumsallaşmışlardır. Tarikatlarda herkes kendi meşrebine, ruh yapısına, dünya görüşüne ve manevi zevkine göre bir yol tutar.Bir tarikata intisab etmek gerekli midir?İnsan, dinî ve hukukî emirlere karşı mükellef olabilmesi için bir kaç devreden geçer. Bu devreler, cenin, çocukluk, temyiz yaşı ve rüşd devreleridir. Buluğ çağına eren ve reşid olan her Müslüman dinî mükellefiyetlerine hiç aracı olmadan kendisi muhatap olur. Zira dinî nasslar mükellef bulunan her Müslüman’a dolaysız olarak yöneliktir. Bu manadan olmak üzere Peygamberimiz (S.A.V.) İslam'da ruhbanlığın olmadığını bildirmiştir.Allah Peygamberimize dini insanlara iletme, tebliğ etme ve öğretme görevi vermiş, kulların iman edip etmemelerinin bile onun yetkisinde olmadığını bildirmiştir. Din bilginleri, tebliğciler, şeyhler ve bu yolda emek verenlerin rolü de, dini ve güzel ahlakı öğretmek ve Müslümanlara bu alanda kılavuz olmaktan ileri geçmez.Kendisini şeyh olarak sunan kişi, etrafındaki Müslümanlara dini doğru şekilde öğretmeli, kendisinin ancak dini öğreten tebliğ eden ve çevresindekilere yardımcı olan bir kişi olarak bildirmelidir. Bu faaliyetlerinde rehberi ve önderi Kitap ve sahih sünnet olmalıdır. Bu iki kaynağa ters düşen gelişmelere sebebiyet vermemelidir.Son yıllarda tarikat adına meydana gelen dinin tasvip etmediği gelişmelere çokça rastlamak mümkündür. Bu gelişmeleri göz önünde bulundurarak şunları söylemek gereklidir.Tarikat uygun tanımıyla alim ve kamil bir mürşidin denetiminde ibadet ve zikir yoluna koyularak İslam'da tevhid hakikatine ulaşmak için tutulan kulluk çizgisidir. Tarikat imamları kendi adlarına birer tarikat kurmamışlar bu çalışmalarını guruplaşmalara götürecek bir faaliyet olarak da sunmamışlardır. Ancak, kendilerinden sonra gelen müridler o imamların süluk ettikleri yoldan gittiklerinden bu yol o imamlara (şeyh) nisbet edilmiştir. Bu itibarla, Müslüman için asıl olan, inanmak, ibadet ve muamelat esaslarını ihtiva eden ve Allah tarafından peygambere vahyedilerek insanlara bildirilen hükümlerin tümüne bağlı kalmaktır. Hiçbir Müslüman’ın herhangi bir tarikate girmek gibi bir dini yükümlülüğü yoktur. |
|
| |
| Soru: |
|
Bana cin musallat olduğuna dair hisler var bunlar psikolojik mi cinni mi nasıl anlaşılır? |
|
|
| |
Cevap:
insanlar zaman zaman bu tür hislere kapılabilirler. Bizim size tavsiyemiz, düzenli olarak Fatiha, Ayete’l-kürsü, Felak ve Nass sûrelerini okumanızdır. Ayrıca “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” (Ra’d Sûresi 28. ayet) ayeti kerimesini de dikkate alarak, namazlarınıza dikkat etmenizi, Kur’an-ı Kerime sarılmanızı öneririz. Bu tür düşünceleri zihninizde sürekli taze tutarak kendinizi daha fazla tedirgin etmemelisiniz. Kendinize meşguliyetler bulmalı ve yalnız kalıp kendinizi dinlememelisiniz. size cin musallat olduğuna dair hisler konusunda da bir psikologla görüşmelisiniz. |
|
| |
| Soru: |
|
Babam beddua etti. babama çok kötülük yaptım ben şimdi 18 yaşındayım ne yapmalıyım? |
|
|
| |
Cevap:
İslam dini evladın anne ve babaya karşı son derece saygılı olmasını istemiş ve onlara karşı en küçük bir hürmetsizliği dahi haram kılmıştır. Bir ayet-i kerimede Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbin kesin olarak şunları buyurdu: O’ndan başkasına ibadet etmeyin! Ana babaya güzellik (iyilik) edin; ya birisi yahut ikisi de yanında ihtiyarlarsa sakın onlara ‘üf’ deme ve onları azarlama, ikisine de tatlı ve güzel söz söyle. İkisine de merhametten acıyarak kucak aç ve de ki: ‘Rabbim! İkisine de merhamet buyur, beni küçükken terbiye ettikleri gibi!’” (İsrâ, 17/23-24). Ayette de belirtildiği gibi Allah Teâlâ Anne-babaya iyilik yapmayı çok önemsemekte ve kullarının yalnızca kendisine ibadet etmelerini istedikten hemen sonra anne-babaya iyiliği emretmektedir. Bu bakımdan evlat, anne-babanın meşru dairedeki isteklerine uymalı ve onların dualarını almalıdır. Anne babanın bedduasından ise sakınmalıdır.Evlat, anne ya da babanın bedduasına maruz kaldığında kötü fiilleri dolayısıyla Allah’tan bağışlanma dilemeli, anne-babadan özür dileyip haklarını helal etmelerini istemeli, bundan sonra da kötü söz ve fiilde bulunmamalıdır. Kişi bu dünyada helalleşemediği takdirde ahirette helalleşme imkânı vardır. Ancak o günde helalleşmek zor olacağı için bu dünyada iken helalleşme yollarını bulmaya çalışmalıdır. |
|
| |
| Soru: |
|
Yavru kertenkeleyi mecbur kaldığım için ve istemeyerek böcek ilacı sıkarak öldürdüm günah olurmu? |
|
|
| |
Cevap:
Dinimizde zarar veren böcek haşere vb hayvanların öldürülmesine müsaade edilmiştir. Bunlara eziyet etmek ve işkence etmek yasaktır. Ayrıca hayvanların yakılarak ve suda boğarak öldürülmeleri de yasaktır. Bu durumda sizin için dini bir sorumluluk ve ceza olmasa gerek. Hayvanlar konusunda gösterdiğiniz titizlik ve merhamet takdire şayan doğrusu. |
|
| |
| Soru: |
|
Yarışmaları başarı ile geçirebilmek için dua öğrenmek istiyorum yardımcı olurmusunuz.... |
|
|
| |
Cevap:
Yarışmadan kastınız bilgi yarışmaları mı yoksa şansa dayalı yarışmalar mı bilemiyoruz. Bilgi yarışmalarında yarışmalarda sorulabilecek konu ve derslere çalışmak fiili duadır. Çalıştıktan sonra Allah’tan yardım dilemek de tevekküldür. Şansa dayalı yarışmalar için özel bir dua yoktur. Ancak kişi, heyecanının azalması, girdiği sınavlarda ve öncesinde zihninin artırılması, o işin kendisi için kolaylaştırılması için şöyle dua edebilir. Kuran’da bildirildiğine göre Hz. Musa içinde duyduğu heyecanın tebliğ görevini yerine getirmesine engel olmasından çekinmişti. Bunun için de Allah’a şöyle dua etti: Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.(Taha Suresi, 25-35) Kur’an’da “Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve «Rabbim, benim ilmimi artır» de. (Taha 114) şeklinde belirtildiği üzere dua edilebilir. |
|
| |
| Soru: |
|
Organ bagışı günah mıdır ? |
|
|
| |
Cevap:
Bilindiği üzere, insan kerim bir varlıktır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir. Söz konusu ayet-i celilelerden, İslâm fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mübah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mübah olduğu sonucuna varmışlardır. O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için; Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı, Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü) Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir. İslam fakihleri, karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına, Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline, Bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına, Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir. İslam fakihleri, açlık ve susuzluk gibi, hastalığı da haramı mübah kılan bir zaruret saymışlar, başka yoldan tedavileri mümkün olmayan hastaların haram ilaç ve maddelerle tedavilerini caiz görmüşlerdir. Günümüzde kan, doku ve organ nakli ve tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O halde, hayatı veya hayatî bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında, kan, doku ve organ nakli yolu ile de bazı şartlara uyularak, tedavinin caiz olması gerekir. Nitekim, Müşavere ve Dinî Eserleri İnceleme Kurulunun 25.10.1960 tarih ve 492 sayılı kararında, "tedavileri için kan nakline zaruret bulunan hasta ve yaralılara başka kimselerden kan naklinin; başka kimselerden alınacak parçaların takılmasıyla görmeleri mümkün olduğu takdirde; hayatında buna izin vermiş olan kimselerin, ölümlerinden sonra gözlerinden alınacak parçaların bu durumdaki kimselere takılmalarının caiz olacağı..." beyan edilmiştir. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 19.01.1968 gün ve 3 sayılı gerekçeli kararında ise "yalnız hayatı kurtarmak için değil, bir organı tedavi etmek, hastalığın tedavisini çabuklaştırmak için de kan naklinin caiz olduğu, tıbbi ve hukuki kaidelere riayet edilmek şartıyla kalp naklinin de caiz olacağı..." ifade olunmuştur. Yurdumuz dışında, çeşitli İslâm Ülkelerinin yetkili kişilerince de aynı yolda fetvalar verildiği bilinmektedir. KURULUMUZCA da aşağıdaki şartlara uyularak yapılacak organ ve doku naklinin caiz olacağı sonucuna varılmıştır. Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tespit edilmesi, Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin zann-ı galibinin bulunması, Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması, Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla, yakınlarının rızasının sağlanması, Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması, Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir. Din İşeri Yüksek Kurulu Kararı |
|
| |
| Soru: |
|
Gizli şeker rahatsızlığım yüzünden doktorum oruç tutmamı yasakladı ramazan ayında ne yapmam gerekiyor? |
|
|
| |
Cevap:
Her geçen gün bünyesi zayıflayan hasta ve yaşlılar, tutamadıkları her bir oruç için bir yoksulu doyurabilecekleri gibi, bir fakir doyumluğu fidyeyi ramazanın başında veya sonunda, nakit para veya mal olarak da verebilirler |
|
| |
| Soru: |
|
Annem ölmeden önce vasiyet etti .Yerine gediremedim .Ne yapmalıyım? |
|
|
| |
Cevap:
Sorunuzda vasiyetin hangi konuda olduğu açıklanmamıştır. Genel olarak konu değerlendirilecek olursa vasiyet edilen şey maddi veya manevi olabilir. Her iki durumda vasiyetin içeriğinin haram veya helal olmasına bakılır. Dinen yapılması meşru bir şey vasiyet edilmiş ise maddi olan vasiyet için ölenin geride bıraktığı malının üçte biri üzerinden vasiyet yerine getirilir. Manevi ise (örneğin, küs olunan kardeşle barışma, dini hayatına çeki düzen verme vb.) biran önce yerine getirilmelidir. |
|
| |
| Soru: |
|
Eşimden ayrıldım 5 yaşında çoçuğum var görme imkanımda yok sorumluluğum var mı? |
|
|
| |
Cevap:
Boşanmak bir çocuk için hayatta en zor şeylerden bir tanesi, belki de en zorudur. Çocuk için baba ne ise anne de o derece önemlidir. Anne baba olmak sorumlu olmak demektir. Hiç kimsenin evladını anne ya da babaya göstermeme gibi bir lüksü yoktur. Bu konuda hukuki olarak haklarınızı aramalısınız. Bu sizin olduğu kadar çocuğunuzun da hakkıdır. Önce bu meseleyi halledip daha sonra ona karşı sorumluluklarınızı şartlar dahilinde yerine getirmelisiniz. |
|
| |
| Soru: |
|
Kuran-ı Kerim-de belva-nın anlamı nedir? |
|
|
| |
Cevap:
Belva, kelime olarak dert, çile, musibet, zahmet, imtihan tecrübe anlamlarına gelmektedir. “Darü’l belva”, dünya için bir isim olarak kullanılmakta ve imtihan yeri anlamına gelmektedir. Bu kavram esasen Kur’anî bir kavram olmayıp İslamî literatürde “umum-ı belva” şeklinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bir musibet veya sıkıntının herkesi kapsayacak şekilde yaygın hale gelmesi demektir.(Dinî Kavramlar Sözlüğü, “Umûm-ı belva” maddesi) |
|
| |
| Soru: |
|
Memurların göreve başlarken yaptığı yemin caizmi?Dinden çıkardığı doğru mudur? |
|
|
| |
Cevap:
Şu anda memurluğa başlarken bir yemin merasimi yapılıp yemin uygulaması yok. Bildiğim kadarıyla yalnız Milletvekillerinin meclis yemini var. Orada da âmentü'nün esaslarını inkâr ederek yapılan bir yemin şekli yok. "Laikliği" de asıl kendi terim anlamıyla aldığınız zaman, her din mensubunun kendi inancında serbest olması, din, vicdan ve düşünce özgürlüğüne sahip olması anlamında olduğu için, Osmanlılar döneminde gayri müslimlere tanınan mal, can, ırz, inanma ve inandığı dine göre yaşama imkânının verilmesine benzer bir özgürlük kapsamına kendi dinini kökten inkâr etme anlamı yoktur. Bu sebeple terimin yanlış ve kasıtlı yorumlamalar yoluyla baskı aracı olarak kullanılması ârızi bir haldir. |
|
| |
| Soru: |
|
Arkadaşımın yıllar önce bir köpeği varmış.Hayvan 13 yaşına gelmiş kör olmuş başka köpekler buna saldırıp yaralamaya başlamışlar.Hayvan acı çekmesin diye öldürülmesine karar verilmiş.Tüfekle vuracaklarmış ama anneannesi "dinen yasaktır köpek vurulmaz .Köpeğin boğulması ,kedinin kesilmesi gerekir" demiş ve onun sözüne uyup hayvancağızı ağaca iple asmışlar.
Dinde böyle birşey var mıdır ? |
|
|
| |
Cevap:
Yüce Allah İnsanı yarattıkları içerisinde en değerli bir varlık olarak kabul etmiş bütün yaratılmışları da insanın hizmetine vermiştir. İnsan bu nimetin kendine verilmesi karşılığında yeryüzünde hakla, adaletle ve merhametle davranmakla emrolunmuştur. Nitekim “Nebi (s.a.v) hayvanlara işkence yapanlara lanet etti.” ( Buhari : zebaih : 25 , Ahmet:4/31-33)Ebü’d Derda, Hz. Peygamber’in “Allah bu dilsizler (develer) hakkında hayırlı olmanızı tavsiye etmektedir, onlara güçleri ölçüsünde yük vurun.” dediğini, fazla yükten dolayı kalkamayan bir deve görünce hatırlatmıştır.(ı.Hacer:M.Atiye:2-156) Ebu Hüreyre de şöyle anlatmıştır: “Resulullah bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, cemaate yönelerek: Adamın biri sığırını sürüyordu ki, bir ara sırtına bindi ve vurmaya başladı. Bunun üzerine hayvancağız (lisan-ı haliyle): Biz bunun için yaratılmadık dedi, buyurdu.”(Buhari,Enbiya,52) “ Kim av peşinde koşarsa gafil olur.” ( E.Davut, Sayd,4, Tirmizi,Fiten,69)Hayvan sağanlara Hz. Peygamber: “Tırnaklarını kessinler, sağım sırasında uzun tırnaklarla hayvanların memelerini kanatmasınlar.” ( Sindi : H.Ala ı. Mace : sayd.12 ) Abdullah ıbn Amr’dan naklen: “Resulullah (s.a.v.) bir keçiyi sağmakta olan bir adama uğramıştı, Ona: Ey kişi, sağınca yavrusu için de süt bırak, dedi.” ( N. el Heysemi : M. Zevaid:8/196)“Haksız olarak bir serçeyi öldürenden Cenab-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır.” ( Darimi :2/11 ) Enes (r.a) naklediyor: “Bir yerde mola verince, hayvanlarınızın istirahatını sağlayıncaya kadar ibadetetmezdik.”(E.Davud:Cihad:48)Ayrıca kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yuvalarının alınmamasını da emretmiştir.” ( E. davud : Cenaiz :1 , Buhari : Edebul müfred : 139) Görüleceği gibi bu hadisler ve benzerlerinden, Peygamberimizin, hayvanların ve kuşların korunmasını, onlara eziyet edilmemesini, temizlik ve bakımlarının yapılmasını, yaratışlarına uygun işlerde kullanılmasını, fazla yük yüklenmemesini, av yasağı koyarak rastgele eğlence için avlanmamalarını emrettiğini açıkça görüyoruz. Bu sözleriyle ve davranışlarıyla O, bugün ancak sözü edilen hayvan haklarını dile getirmiştir. Köpeğin, kedinin nasıl öldürüleceğine dair bir hadis yoktur. Esas olan hayvana eziyet etmeme |
|
| |
| Soru: |
|
Kendinizi helak etmeyin yazıyor kur'an-ı Kerimde bu ne demektir. Nasıl helak etmeyelim? |
|
|
| |
Cevap:
Allahu Teala ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” (Nisa 4/29) “Kendinizi öldürmeyin” cümlesinde hem hayatın hem de kamu düzeninin korunmasını hedefleyen önemli ve ince işaretler mevcuttur. Malların haksız yollardan elde edilip yenilmesi ve faydalanılması yasaklandıktan hemen sonra kendinizi öldürmeyin buyurulması özellikle dikkat çekicidir. Şöyle ki haksızlık, hukuki ve sosyal adaletsizlik anarşiyi doğurur veya körükler, bir kere toplum düzeni bozulup asayiş ortadan kalkınca can güvenliği de tehlikeye düşer, yalnız haksızlığa uğrayanlar değil, başkasının malını haksız olarak alıp yiyen veya başkasının canına haksız olarak kıyan da bu güvensizlikten nasibini alır, kendisi canından olduğu gibi yakınlarının da mal ve canları zarar görür. Ayetin asıl hedefi haksız olarak başkasını öldürmeyi yasaklamak olduğu halde bu başkalarını kastederek “kendinizi öldürmeyin” buyurulması hayat hakkının korunması bakımından çok güçlü bir vurgu taşımaktadır. Zira kişinin kendi hayatıyla başkasının hayatı arasında fark yoktur, bütün hayatlar eşit derecede korunmaya layıktır, korunmaya hakkına sahiptir. Birinin canına kıyan kendi canına kıydığını düşünmeli, bu şuur içinde olmalıdır. (Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsiri) |
|
| |
| Soru: |
|
Bilemeden haram kılınan bir işi yaptık diyelim ve bunu bilmeden öldük, Allah bizi sorumlu tutar mı? |
|
|
| |
Cevap:
Dua ve tevbe ile günahlarımızın silinmesi, affedilmesi mümkündür. Bilmeden haram işlenip tevbe etmeye ömür yetmemişse Allah’ın affetmesi umulur. Fakat bir müslümanın İslam dininin kurallarını, hükümlerini bilme sorumluluğu ve zorunluluğu vardır |
|
|
|
 |
|
|
|
|