| |
Diyanet Vakfının Dünü ve Bugünü İslâm; insanlık hayatına, sosyal yardımlaşma ve dayanışma esaslarını getiren bir dindir. Allah’ın rızasını kazanmayı hedef alan bu duygu, ayet ve hadislerde “infak” olarak ifade edilmiştir. Söz konusu kavram kapsamında; zekât, sadaka, bağış ve vakıf yoluyla yapılan benzer yardımlar örnek gösterilebilir. Nitekim tarih, kültür ve medeniyetimizin temeli de ibadet amacıyla yapılan bu tür gönüllü yardım ve bağışlara dayanmaktadır. Bunların her biri insanlık için ayrı bir kazanım ve değerdir. Eli ve gönlü açık olan hayırseverler, Yüce Allah tarafından şöyle övülmüşlerdir: “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.” (Bakara, 274) Diyanet Aylık Dergimiz, Aralık 2008 gündemini vakıflara ayırmıştır. Bu sayıda, genelde vakıf, özelde ise “Diyanet Vakfı” hakkında bazı duygu ve düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Bu benim için aynı zamanda bir vefa borcudur. Taşrada, 25 yıl bu vakfın şube başkanlığını yaptım. Son dört yıldan bu yana da aynı vakfın genel merkezinde yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyorum. Diyanet mensupları başta olmak üzere bütün halkımızın yakından izlediği gibi 1975 yılında kurulan bu vakıf, aradan geçen 33 yıllık bir süre içinde genç bir çınar ağacı gibi büyümüş, hizmetlerimizin temeli ve moral kaynağı olmuştur. Diğer bir ifade ile Başkanlığımızın ve ülkemizin birçok hizmeti bu vakfın katkılarıyla yerine getirilmiştir. İslâm tarihiyle birlikte insanlığın sosyal ve kültürel hayatına ışık tutan vakıf anlayışı; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde sosyal hayır kurumları haline gelmiştir. Böylece insan unsurunun onurunu, ihtiyaçlarını sosyal hayatın problemlerini merkeze alan vakıflar hayır, bağış ve fedakârlık duyguları üzerine inşa edilmişlerdir. Tarihi seyri içinde de görüldüğü gibi vakıf ruhu, ilerleyen zaman diliminde bir yandan fert ve toplum arasındaki sosyal yardımlaşmanın gelişmesine bir yandan da bilim ve medeniyetin tesisine zemin hazırlamıştır. Bugün tarihimizi zenginleştiren ve insanlığın övünç kaynağı olan han, hamam, medrese, yol, köprü, şifahane, cami ve çeşme gibi eserlerin tamamı vakıflar sayesinde vücuda getirilmişlerdir. Söz konusu birikime örnek olmak üzere Osmanlı devrinde faaliyet gösteren ve cumhuriyetin kurulmasıyla yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilen vakıf sayısı 41.000 civarındadır. Cumhuriyet döneminde kurulan ve sosyal hayatımızın önemli ihtiyaçlarını karşılayan günümüzdeki vakıf sayısı ise 5000 kadardır. Bakanlar Kurulunca Diyanet Vakfının da aralarında bulunduğu toplam 238 vakfa vergi muafiyeti tanınmıştır. İlk vergi muafiyeti tanınan birkaç vakıf arasında yer alan Diyanet Vakfı için, bu destek ve güven duygusu önemli bir kazanımdır. Diyanet Vakfıyla ilgili açıklamaya geçmeden önce atalarımızın hayır ve hasenatı hakkında bir fikir veren şu olayı da nakletmek istiyorum. Meşhur bir Fransız gezgini olan Du Loir; 1654 yılında Paris’te yayınladığı “Les Voyages, du sieur Lu Loir” adlı Seyahatnamesinde şöyle diyor: “…Türk örf ve âdetlerinin hususiyetlerini anlatmak gerekirse bunların, yalnız insanları değil, hayvanları bile içine alan hayrat ve hasenattan meydana geldiğini görüyoruz. İnsan cinsine olan hayrat fert ve cemiyet içinde yer alan herkese hatta ölülere bile şamildir. Anadolu’da imaret denilen misafirhaneler vardır. Buralarda hangi dine mensup olursa olsun bütün fakirlere ihtiyaçları nispetinde yardım edilir. Hiçbir ayırıma tabi tutulmaksızın yolcular, imarethanelerde üç gün kalabilirler ve her gün yemekte vakfedenin şartı gereğince birer tabak pilavla ağırlanırlar. Bu misafirhanelerde yolcuların atları için barınaklar bulunmaktadır. Ayrıca su ihtiyacının karşılanması için bu mekânlar çeşmelerle donatılmışlardır. Bazen bu çeşmelerin suları çok uzak mesafeden getirilir. Yol boylarında yolcuları susuzluktan kurtarmak için çeşmeler yapılmış ve üzerine sadece “hayrat” yazılmıştır. Bazıları da şehirlerde, sokaklarda gelip geçenler için “sebiller” yaptırır. Bunların içinde tıpkı dairelerde olduğu gibi aylıklı memurlar vardır; amaçları her isteyene su vermektir. Fertlere ait sadakalar da aynı nispette dindarcadır. Zenginler hapishanelere gidip borç yüzünden hapsedilmiş olanları kurtarırlar. Mukadderata iman ettikleri için vebalıları ve diğer bütün hastaları büyük bir şefkatle ziyaret edip muhtaç oldukları ilâçları gönderirler. İhtiyaçlarını söylemekten utanan fakirlerin ihtiyaçlarını misli görülmemiş bir titizlilikle araştırıp hemen yardımcı olurlar.” (S. Ateş; Kur’an Ansiklopedisi, c. 22, s. 129)Yazımızın bu kısmını özetlemek gerekirse, gerçekten Müslümanlar ahlâkî değerleri ve sorumluluklarının gereği olarak gök kubbenin altında baki kalanın hoş bir seda olduğuna inanmışlardır. Bu nedenle onlar, bir ibadet anlayışıyla hayır ve iyiliklerde bulunmuşlardır. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya ve dertlerini dindirmeye çalışmışlardır. Diyanet İşleri Başkanlığı; kurulduğu günden itibaren idarî yapı olarak bütün anayasalarda genel idare içinde yer almıştır. Halen Başkanlığın çalışmalarına yasal zemin sağlayan ve 1965 yılında yürürlüğe giren 633 sayılı Teşkilât Kanunu da buna göre düzenlenmiştir. Oysa ki Başkanlığımızın ana hizmet politikası; “İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek” şeklinde açıklanmıştır. Bugüne kadar elde edilen tecrübelerden de anlaşıldığı gibi bu maddede ifade edilen çekirdek hizmetin topluma yansıması ancak yeterli araç-gereç temini, fizikî mekân, maddî kaynak ve nitelikli insan gücüyle mümkün olmaktadır. Diğer taraftan din hizmetinin bir özelliği de halkın bütün kesimleriyle ilgili olması dikkate alındığında sivil ağırlıklı bir görüntü ön plâna çıkmaktadır. Bu nedenle Başkanlık hizmetlerinin yürütülmesinde; bir sivil üslûbun önceliğine ve tüzel kişiliğin kurumsal desteğine ihtiyaç vardı.İşte Diyanet Vakfı’nın amacı da, Başkanlığın sunduğu hizmetleri desteklemek ve toplum için yararlı görülen diğer sosyal hizmetleri yerine getirmektir. Uygulamada görüldüğü gibi Başkanlık, bütçe imkânlarıyla yapamadığı birçok hizmeti, vakfın maddî desteğiyle temin etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda cami, Kur’an kursu, eğitim merkezi, müftülük hizmet binası ve lojman gibi ihtiyaçlar büyük ölçüde vakıf imkânlarıyla karşılanmıştır. Yine vakfın senedinde yer aldığı şekliyle araştırma merkezleri kurulmuş, İslâmî ilimler ve İslâm sanatı konularında yayınlar yapılmıştır. Tamamen araştırma ürünü ve telif bir eser olan “Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi” bu çalışmalardan sadece bir tanesidir. Türkiye dışındaki vatandaş ve soydaşlarımızın dinî ve kültürel hayatları ile ilgilenmek, yoksullara, düşkünlere ve hastalara yardım etmek, öğrenim burslarını vermek, öğrenci yurtları açmak gibi faaliyetler de vakfın hizmet yükünü bir o kadar arttırmıştır. Ayrıca vakıf, senedinde yer aldığı gibi şartlı bağışları da kabul etmiş ve bunları hayırseverlerin arzusuna uygun şekilde değerlendirmeye özen göstermiştir. Hemen ifade edelim ki bu güven sayesinde birçok vatandaşımız vakfa şartlı veya şartsız gayrîmenkul bağışında bulunmuştur. Dolayısıyla Başkanlık ve vakıf hizmetlerinde değerlendirilmesi gereken bu taşınmazlar vakıf adına tescil edilerek kullanılmaya başlanmıştır. Unutmayalım ki bu aşırı teveccüh, beraberinde Başkanlık ve vakıf çalışanlarına büyük sorumluluklar da getirmiştir. Halkımızın bu samimi davranışları, cömertlikleri ve özverileri karşısında duygulu ve heyecanlı anlarımız olmuştur. Yeri gelmişken müftülük görevim esnasında karşılaştığım bir olayı okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Görev yaptığım yerde, üzerinde İmam-hatip lisesi veya Kur’an kursu yapılmak üzere bir arsaya ihtiyacımız vardı. Bu arsanın istenen mevkide ve genişlikte olması en büyük arzumuzdu. Bir gün yatsı namazını camide kıldım. Namazdan sonra bir vatandaş bana doğru yaklaşarak nezaketli bir üslûpla, evinize kadar sizinle gelebilir miyim? Şeklinde bir ifade kullandı. Elbette bu benim için büyük bir mutluluk olur, diyerek eve kadar geldik. Oturur oturmaz elindeki çantadan bir zarf çıkardı ve bana doğru uzatarak şöyle dedi: “Hocam bu emanet birkaç gündür rüyamda beni rahatsız ediyor. Onu size bırakıyorum. İstediğiniz gibi değerlendirebilirsiniz.” Sözlerini bitirir bitirmez hemen ayrıldı. Konuşmama fırsat kalmadı. Bu değerli misafiri ve Allah dostunu uğurladım. Bana emanet edilen zarfı açtım. İçinde bir tapu senedi vardı. Sabahleyin ilgililere sordum. Tam bizim aradığımız özellikleri taşıyan bir arsa olduğu anlaşıldı. Aradan iki gün geçti. Beraat kandiliydi. Yine tanıdığım üç kişi daireye geldi. Bunlardan biri iş adamıydı. Sohbetimiz esnasında âdeta bir mahcubiyet içinde şöyle dedi. “Ben emekli oldum. İş yerlerimi çocuklarıma bıraktım. Kendime ayırdığım pay ile bir cami veya okul yaptırmak istiyorum. Bana yardımcı olursanız sevinirim.” Evet, bu iki olayın kahramanları birbirlerinden habersizdi. Ancak tencere ve kapak birbiriyle örtüşmüştü. Her iki bağış; Diyanet Vakfının şemsiyesi altında bir araya geldi ve kısa sürede imam-hatip lisesi yapılarak hizmete girdi. Aslında Diyanet Vakfının hizmet ve hatıralarını, böylesine sınırlı bir makale ile anlatmak mümkün değildir. Kanaatimce bu alanda birkaç tez çalıştırması yapılması daha uygun olur. Nitekim halen hayatta olan vakfın kurucuları, Genel kurulu üyeleri, Mütevelli heyetinde değişik dönemlerde görev yapanları, il ve ilçe şube başkanlığını yapan müftüleri, merkez ve taşradaki diğer çalışanları dinleyip hatıra ve düşüncelerini yazmak suretiyle zengin bir arşiv elde edilebilir. Bu temennimizi belirttikten sonra vakfın diğer bazı hizmetlerini ana başlıklar halinde hatırlatmak istiyorum. 1- Hac ve Umre Organizasyonu: Başkanlık ve vakıf işbirliğiyle ilk kez 1979 yılında başlatılan hac hizmetleri, ülkemiz hac tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye’de bu tarihe kadar düzenlenen hac seferlerinde belirleyici bir otorite yoktu. Bu kutsal görevin yerine getirilmesinde vatandaşlarımız yurt içi ve yurt dışında birçok problemlerle karşılaşıyordu. Böylece Başkanlık ve vakfın ortak çalışmalarıyla Türkiye Hac Organizasyonunun temeli atılmıştır. Her yıl alınan ilâve tedbirlerle önemli bir merhaleye ulaşılmıştır. Bu azim ve gayret sonunda bugün Türkiye hac organizasyonu, İslâm ülkeleri arasında hatırı sayılır bir konuma gelmiştir. 2- Gayri Menkuller: Vakfın yurt genelinde bir kısmını bağış, bir kısmını satın almak ve bir bölümünü de yaptırmak suretiyle sahip olduğu çeşitli gayrimenkulleri vardır. Bunların arasında Kocatepe Camii başta olmak üzere yüzlerce cami, Kur’an kursu, müftülük hizmet binası, eğitim merkezi ve lojman bulunmaktadır. Bu eserlerin her biriyle kurumun ve toplumun çeşitli ihtiyaçları karşılanmaktadır. 3- Kutlu Doğum Haftası: Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatını ve onun insanlığa getirdiği değerleri çağımız insanlarına aktarmanın ve onlarla paylaşmanın ne kadar önemli olduğu izahtan varestedir. Başkanlık ve Diyanet Vakfı yaklaşık 20 yıldan bu yana Hz. Peygamber (s.a.s.)’in doğum yıl dönümünü “Kutlu Doğum Haftası” olarak belirlemiş bu vesile ile her yıl bu hafta münasebetiyle yüzlerce vaaz, hutbe, konferans, panel, seminer ve bilimsel toplantılar gibi etkinlikler düzenlenmektedir. Bu uygulama halkımız tarafından benimsenmiş ve her geçen yıl daha geniş katılımlı programlarla devam etmektedir. 4- Kitap Fuarı: Diyanet Vakfının bir bağlı kuruluşu olan Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi tarafından 1983 yılından beri her yıl ramazan ayında Ankara, İstanbul ve diğer bazı şehirlerde dinî, kültürel ve sosyal içerikli eserler ağırlıklı olmak üzere kitap fuarı düzenlenmektedir. Vakıf, bu geleneğin ülkemize yerleşmesine vesile olduğu gibi halkımızın bilgi ve okuma alışkanlığına da katkıda bulunmuştur. Her yıl ramazan ayında tekrarlanan bu fuara, 150–200 kadar yayınevi katılarak büyük bir zenginlik yaşanmaktadır. 5- İslâm Araştırmaları Merkezi: Vakfın en kalıcı faaliyetlerinden biri de İslâm Araştırmaları Merkezi aracılığıyla toplumun kültür hayatına kazandırılan hizmetlerdir. Yayına hazırlanan İslâm Ansiklopedisi, yetiştirilen bilim adamları, oluşturulan kütüphane, düzenlenen, bilimsel seminer ve aktiviteler vakfın bilim hayatına açılan önemli bir penceresidir. 6- Öğrenci Bursları: Vakıf, kuruluşundan itibaren yüksek öğrenim başta olmak üzere okuyan öğrencilere katkıda bulunmaktadır. Günümüzde de bu katkı artarak devam etmekte ve her yıl binlerce öğrenciye küçük çapta da olsa bir maddî destek sağlanmaktadır. 7- Yoksul ve Muhtaçlara Yardım: Vakıf, gerek zekât ve fitre paralarını gerekse diğer yollardan elde ettiği gelirlerin bir kısmını yoksullara, düşkünlere, borçlulara ve tabii afetlere maruz kalanlara yardım olarak vermektedir. Ayrıca vekâlet yoluyla kurban kesmek suretiyle bu etleri yurt içi ve yurt dışında birçok muhtaç ailelerle paylaşmaktadır. 8- Yurt Dışına Yönelik Çalışmalar: Günümüzde; Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’deki din hizmetlerinin yanında vatandaş ve soydaşlarımızın bulunduğu yaklaşık 34 ülkede din hizmeti sunmaktadır. Bu ülkeler; Avustralya, ABD, AB devletleri, Balkan ülkeleri, bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleri ve diğer akraba topluluklarının bulunduğu geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Bunların tamamına din hizmeti ulaştırılmaya çalışılmaktadır. Takdir edileceği üzere bu özellikli hizmetin sadece bir resmi kurumla yürütülmesi mümkün değildir. Fizikî mekânların temini, yer ve diğer alt hizmetlerin hazırlanması, personel istihdamı gibi konularda sivil önceliğe ihtiyaç vardır. Nitekim mevcut uygulama da bu şekilde devam ede gelmiştir. Zira yurt dışından öğrenci daveti, eğitim, öğretim, cami yapımı ve onarımı gibi malî konular ancak vakıf aracılığı ile yerine getirilmektedir. Buraya kadar özetlemeye çalıştığımız hususlar, yapılan hizmetlerin sadece bir bölümüdür. İnanıyorum ki merkez, taşra ve yurt dışına doğru açılıp insanlara mikrofon uzatılsa veya kâğıt kalem verilse herkesin söyleyeceği ve yazacağı bir şeyleri vardır. Aslında bu yararlı da olur. Çünkü vakıf artık halka mal olmuştur. Bugün, gelinen nokta ve yapılan çalışmalar küçümsenemez. Ancak daha yapılacak çok işimizin olduğu da unutulmamalıdır. Gençlere yönelik hizmetler kapsamında bir üniversite açılması yüksek öğrenim yurtlarının arttırılması ve genel olarak insanın mutluluğunu merkeze alan faaliyetlere yönelmesi hayati önem arz etmektedir. Görülüyor ki birçok konuda olduğu gibi vakfın, yaşatılması, geliştirilmesi, aktif tutulması ve hedefine kilitlenmesi kuruluşundan daha zor ve önemlidir. O halde amacımız zoru başarmak olmalıdır. Sözlerimizi burada tamamlarken bugüne kadar vakfın hizmetlerine, gelişmesine maddî ve manevî katkıda bulunan herkese teşekkür ediyoruz. Onları minnetle anıyoruz. Vefat edenlere rahmet, hayatta olanlara da sağlık ve uzun ömürler diliyoruz. Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi Aralık 2008 sayısında yayınlanmıştır. Doç. Dr. Fikret Karaman Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı
|
|